Bizimle iletişime geçin

Makale

Yeni Politika Arayışlarına Eleştirel Bir Katkı- 2

Siyasetten uzaklaşan ya da siyaset dışı bir sosyal faaliyetle politik erke yaklaşmak ütopik bir yönelim olabilir. Lenin’in benzer bir şekilde “Belediye Sosyalizmi”ne dönük eleştirilerinde ifade ettiği gibi; bu yol ve yöntemin siyasal mücadelenin kendisi yapılması durumunda işçi sınıfının dikkati burjuva devlet, iktidar ve ekonomi politiğinden uzaklaşarak siyaset dışına sürüklendiği koşulda merkezi politik iktidarın alınması süresiz ertelenmiş olacaktır.

İnsanın doğa, toplum ve iktidar ile arasındaki ilişkilerini henüz çözememiş olan küçük burjuva anlayışların, postmodern ilizyonik ortamın sarhoşluğuyla kendisini siyasal ve örgütsel ortama dayattığı bir tarihsel dönemden geçiyoruz. Cinsiyet, din, dil, etnik köken ve alt kültürden beslenen kimlikleri keşfeden bu sorunlu kesimler, yeni bir kıta bulmuş gibi heyecana kapılmaktadırlar. Politik ürünlerini doğa ve toplum ile diyalektik ilişki temelinde tanımlamaktan kaçınan basit meta üretiminden türemiş bilinçler, kendi yaratımlarının zamandaki gücüne yaslanmadan pespaye politik varoluşlarını ucuz yöntemlerle kanıtlanma yolunu tercih etmektedirler.

Bahsettiğimiz bu ortam bireyi ve toplulukları tüketim ve gösteri toplumunun birer paçavrasına dönüştürmektedir. Ara sınıfların siyasette aynı zamanda bahtı kara sınıfları temsil ettikleri birer gerçektir. Burjuva reformist bataklığın içine saplanmak ya da esen postmodern rüzgârlara karşı tutunamayarak, bir yaprak gibi savrulmak bu bahtsız sınıflar için bir alın yazgısı gibidir. Burjuvalaşan toplumsal ortamın insan çoğunluğu tarafından keşfedilmeyi bekleyen bir pırlanta madeni olduğuna yönelik anlayışların günümüzde güçlendiği aşikârdır. Aslında proletarya nezdinde burjuvalaşmış politik ortamlar aktörleriyle beraber pırlantadan çok atomları yapay nesnellikten oluşmuş çakma bir gerçekliği andırmaktadırlar. Politik ortamı etkileyen toplumsal ana rüzgârların proletaryanın aleyhine estiği bu özgün dönemde yeni politika arayışlarına dair saflarımızdaki öneri ve tartışmalar ayrı bir anlam kazanmaktadır. Kanaatimize göre yeni politik tasarımlar, onların uygulanmaya konulacağı koşullar ile beraber ele alındığında gerçek anlamına kavuşacaktır.

Bu anlamda Sayın Muzaffer Oruçoğlu’nun demokratik siyaset alanı için önerdiği legal parti benzeri bir dizi örgütsel ve politik açılım projesinin içinde bulunduğumuz tarihsel şartların ışığında irdelenmesi gerekmektedir. Başlangıçta anlattığımız, bizleri çevreleyen politik dünyanın kaba ve belirgin hatlarıyla genel tablosudur. Ürettiğimiz politik orjinli ürünler bu tablo içerisinde bizlerin sınıf ihtiyaçları için bir anlam kazanacaktır. Marksizm’e göre nesnel gerçeklik içsel ilişki parçalarından oluşur ve bu parçalarda genişletilebilinir ilişkiler ağlarından meydana gelirler. Hatta bir olgunun koşullarıyla ilişki temelinde kavranmasının ötesine geçen Marksizm; bir şeyin varlığının koşullarını o şeyin ne olduğunun bir parçası olarak ele almaktadır. Bu anlamda legal parti gibi devrimin dolaylı araçlarından bir tanesi onu ortaya çıkaran tarihsel koşulların tarifi üzerinden politik denklemdeki yerini bulacaktır.

Sayın Oruçoğlu, Türkiye’de legal parti kurma hakkının kazanılmış bir hak olarak görülmesi taraftarıdır. Gazete Patika’da 14 Şubat tarihinde çıkan “Birlikte Israr Etmek, İttifakı Genişletmek” adlı makalesinde, kazanılmış tarihsel imkânların yeterince değerinin bilinmediği bir politik ortamın eleştirisini yapmaktadır. Bu hakkı ortaya çıkaran geçmişteki acıların yeterince hissedilmediğini düşünen yazar bu durumu; “Ürettiğimiz malların bize yabancılaşması, fetiş haline gelmesi gibi bir durumdur bu.” diyerek açıklamaktadır. Bugün elde olan demokratik hakları sadece kazanılmış ve hep çizgisi ileriye doğru akan pozitif araçlar olarak görmek siyaset bilimimizi yeterince güçlendirmeyebilir. Evet, Oruçoğlu buraya kadar haklıdır belki ama kanımızca bu olgunun görünmeyen bir yönü bulunmaktadır. Ve tabi ki aydınlatılmaya muhtaç bir durumdadır. Bazen bilim açıklamakta zorlandığı konulara açıklık getirmek için soru sormayı sever. Bir mantık örüntüsünün anlatamadığı ya da açamadığı bir kapıyı bir soru açabilir belki.

Biz şimdi Sayın Oruçoğlu’na şöyle bir soru sormak istiyoruz. Bugün eldeki kısmi demokratik haklarımızı devlet bir çırpıda geri almak istese onu engelleyecek ya da geri adım attıracak bir toplumsal gücümüz var mı? Devrimci hareketin bu kadar dibe vurduğu ve hatta neredeyse birçok şeye takatinin kalmadığı bir dönemde beyaz rejim bu kısmi hakları neden geri almamaktadır? Biz eğer bu sorulara gerçekçi cevaplar aramaya başlarsak eldeki bazı demokratik kırıntıların burjuva sınıfı için nasıl bir politik silaha dönüştürülmek istendiğini de belki anlamaya başlayabiliriz. Kanımızca legal parti ya da yerel iktidarlara gelme hakkı burjuvazi için devrimci hareketi reformizme ederek düzen içine kafeslemenin bir aracına dönüşme imkânı verdiği için şimdilik yasalar buna müsaade etmektedir. Yani burjuvazi sınıflı uygarlığın tecrübesinden damıtılan sentezlerle öyle bir yönetsel şeytana dönüştü ki; hiçbir olgu boşlukta ya da ortada duramamakta ve sihirli bir el tarafından adeta sahibine doğru dönen bir bumeranga dönüşmektedir.

Yani Sayın Oruçoğlu’nun belirttiği gibi sadece ürettiğimiz malların bizden uzaklaşarak fetişistleşmesi değil, aynı zamanda bir bumeranga dönüşerek bizlere doğru dönmesi durumu da vardır. İşte Kaypakkayacı demokratik hareket böyle bir toplumsal ortamı kavramaya başlayarak yeni politik konseptini oluşturmalıdır. Tabi buraya kadar anlattıklarımız, bizim sosyalist demokrasi süreçlerinde legal parti ve benzeri araçları her koşulda ret etmemiz gereken lanetli araçlar olarak gördüğümüz anlamına gelmiyor. Geleneğimiz saflarında mekanik bir zihniyetle legal parti önermesinin bağlamından koparılarak reformizmi çağrıştıran sonuçlarıyla algılandığını biliyoruz. Bu konuda haklı endişeleri olmakla birlikte bilimsel kavramlaştırma yeteneğindeki gerilemeler nedeniyle politik tutum alma noktasında önemli oranda insan kaynaklarımızın zorlandığı gözlemlenmektedir. Makalemizin gelecek bölümünde bu konuyu etraflıca işlemeye çalışacağız. Marksist siyaset bilimine göre eğer politik yaşamın bütünü ya da kendisi legalleşiyorsa ideolojik sorunlar baş gösteriyor demektir. Ya da başka bir ifadeyle; taktik siyaset eğer politik yaşamın kendisine dönüşüyorsa biz burada artık tasfiyeciliği gündemimize alıp konuşabiliriz demektir. Ama “Legal Parti” adını duyduğumuzda bir boğanın matadorun elindeki kırmızı bezi gördüğünde gösterdiği tepkiyi vermek anlamsızdır.

Sayın Oruçoğlu’nun yeni politik konsepte ilişkin gündeme getirdiği bazı önermelerde tabi ki eleştiriyi hak etmektedir. Yazar yerel iktidarların alınmasını halkı merkezi iktidarın alınmasına hazırlamak olduğunu söyleyerek bir paradoksa yol açıyor. Enternasyonal proletaryanın gerek yazılı metinleri ve gerekse de deneyimleri yereldeki burjuva kamu kuruluşlarını halkın iktidarının bir embriyosu ya da biçimi olarak görmüyor. Yani burjuva kamu hizmetinin böyle tarihsel bir karşılığı yok. Sanırız Sayın Oruçoğlu, burada legal partiyle, proletarya partisinin birbirine karıştırılmasına yol açacak sözler sarf etmiş farkında olmadan. Bu bölümü daha açık ifadelerle yazmış olsaydı iyi olurdu. Eğer kastettiği kurulacak legal partinin önce yerel iktidarları fethedip sonra merkezi iktidara yürümesi hadisesiyse, bu yükselişin parlamento sınırlarında son bulacağını kendisi de bilmektedir. Zira geleneğimiz saflarında değerli bir aydın olarak Marksist devlet teorisini en fazla kurcalayan bir yazar olduğunu hepimiz biliyoruz. “Yerelde şu ya da bu şekilde iktidar olamayan bir güç merkezi iktidar olamıyor zaten.” diyen Sayın Oruçoğlu, aslında belediyelerin proletaryanın portatif ya da hücre devleti anlamına gelen kızıl siyasi iktidarlar olmadığını kendisi de bilmektedir. “Merkezi iktidar alınsa bile yerel deneyimi olmayan yönetemiyor onu” diyen Oruçoğlu, merkezi yönetimin tıpkı belediyeler gibi demokratik yollardan mı yoksa başka tarihsel yasaların yardımıyla mı alınabileceğini belirtmesi konuyu daha anlaşılır yapardı. Eğer legal parti merkezi iktidarı alırsa bunun adı zaten işçi egemenliği olmayacaktır. Zaten bir dahaki seçimlerde iktidarı burjuvazinin diğer kazanan partilerine geri vereceği için burjuva diktatörlüğüne ve devletin varlığıyla birlikte şiddet tekeline hiç bir zaman dokunamayacaktır. Yok, eğer Oruçoğlu’nun söylemek istediği; biz komünistler şimdilik demokratik yöntemlerle yerel yönetimleri yönetmenin tecrübesini kazanalım bu devrim sonrası merkezi işçi iktidarını yönetmeye bize lazım olacak diyorsa ayrı bir tartışma alanına kapı açıyor demektir. Bu ise; Lenin yoldaşın 1895 deneyiminden çıkardığı dersler ışığında; yerellere hapsolmuş bir komünist hareketin merkezi iktidar araçlarından yoksun kalacağı tespitinde somutlaşan gerçeklikten başka bir şey değildir. Zaten Oruçoğlu’nun kendisi de son makalelerinde belediye faaliyetinin devrimci bir çalışma olarak görülmemesi gerektiğini ifade ediyor. Parti faaliyeti ya da devrimci bir çalışma olmayan burjuva kamusal hizmet sektörü yoluyla merkezi bir politik iktidar arasında çok güçlü diyalektik bağlar yoktur. Siyasetten uzaklaşan ya da siyaset dışı bir sosyal faaliyetle politik erke yaklaşmak ütopik bir yönelim olabilir. Lenin’in benzer bir şekilde “Belediye Sosyalizmi”ne dönük eleştirilerinde ifade ettiği gibi; bu yol ve yöntemin siyasal mücadelenin kendisi yapılması durumunda işçi sınıfının dikkati burjuva devlet, iktidar ve ekonomi politiğinden uzaklaşarak siyaset dışına sürüklendiği koşulda merkezi politik iktidarın alınması süresiz ertelenmiş olacaktır.

Sonuçta Sayın Oruçoğlu: “Derinleşmeyi ve genişlemeyi esaslı bir şekilde yürütmenin, yerel ve merkezi iktidarı almanın en etkili aracıdır parti.” diyerek kurulmasını istediği legal partinin sadece burjuva belediyeleri değil, bizzat burjuva devletini de yönetmesi gerektiğini ifade etmiyor herhâlde? Eğer Oruçoğlu’nun dediği gibi; politik çalışma bütün çalışmaların can damarı oluyorsa, bunun belediye gibi bir hizmet sektöründe zaman geçirilerek nasıl yapılacağını da yeterince tarif etmelidir. Her ne kadar yazar kentte ve köyde işçiler arasında çalışmak esastır şeklinde bir doğru tespitte bulunuyorsa da yasal sınırlara hapsolmuş bir partinin işçi sınıfının olası politik istemlerine nasıl öncülük yapabileceği konusunu yeterince kavramlaştırmalıydı.

Sonuç olarak Oruçoğlu; “Eldeki sınırlı güçle arzunun sesine uyarak genişlemenin sorun yaratacağı açıktır.” demektedir. Ama bizce sorun yaratacak olan eldeki gücün nicelik olarak az olmasından çok ideolojik ve siyasi donanımın yetersiz olmasıdır. Zira taktik politik alanda son yıllarda daha yeni yeni tecrübe kazanmaya başlayan politik geleneğimiz bu alanda hala ciddi oranda ideolojik ve siyasi yetmezlikler yaşamaktadır. Genişleme ve derinleşmede tahkimatın şart olduğunu belirten Oruçoğlu, bu örgütsel ve kadrosal tahkimatın hangi ideolojik esaslara göre düzenlenmesi gerektiğini de etraflıca tarif etmesinde fayda vardır…



Nisan 2024
PSÇPCCP
1234567
891011121314
15161718192021
22232425262728
2930 

Daha Fazla Makale Haberler