Bizimle iletişime geçin

Makale

NATO Avrupa’yı “Bir” Dünya Savaşına Dahil Etmek İstiyor

Bu krizin iktisadi nedenlerle önem arz eder olması, savaş ve işgallere gebedir. Pazar paylaşımı üzerindeki kavganın bir ucunda uzlaşı, diyalog gibi görünmüş olsa da, diğer ucunda ise mutlaka ama mutlaka zor, işgal ve savaş senaryosu gözüküyor. Günümüzde dünya düzeninin “çözüm” odaklı arayışı, en genelde sistem “içi çelişkiye” dayanan kapitalizdir!..

“Yeni” bir dünya paylaşım savaşı yolunda Batı savunma gücünde ciddi bir hareketlilik vardır. Batı son 30 yılın (Soğuk Savaş sonrası süreç) silahlanma yolundaki çabası en üst seviyelerde seyrederken, militarist bir güç olmanın ısrarı içinde ve bununla bir dönüşüm sağlamak istiyor. NATO (Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü, 4 Nisan 1949’dan beri) açık bir tercihle Batı müttefikleriyle savunmanın ötesinde saldırı odaklı bir konuma geçiş yapmak çabasında. Bu dönüşümle öncelikli olarak silahlanma, yeni askeri sanayi yoğunluğu, siyasi ve ekonomik bütünlük üzerinde yükselmek ısrarındadır. Bir başka ifadeyle NATO ve Batı mevcut durumla geri dönüşü olamayan ortaklık anlayışı ile “yeni bir NATO Avrupa Birliği” yaratılmak isteniliyor. Bu düşün özünde ABD’nin dönem Dışişleri Bakanı Henry Kissinger’in (1973-1977) ölümünden kısa bir süre önce (1923-2023); 30 Kasım 2023 tarihinde 100. yaş günü dolayısıyla verdiği bir röportajında dile getirmişti. Kissinger bu demecinde ısrarla Doğu Avrupa’nın Ukrayna ve diğer sınır bölge ülkelerinin bir olmazsa olmazı olarak güçlendirilmesi ile Avrupa ve Batı dünyasının birer güvenlik sigortası olarak yorumlar. Kissinger, esaslı olarak bu “tehdidi” Rusya’nın Batı ile olan uzlaşmazlığı açıktan sınır güvenlik sorununa dönüştüğü iddiasında bulunur.  Batı’yı savunacak, koruyacak ve caydırıcı bir fonksiyonla “müttefiki savunma güç” olarak Ukrayna ve Batı ile sınırdaş diğer Doğu ve Kuzey Avrupa ülkelerinin birleşmesini önerir. Bu iddia ve istem sayesinde daha şimdiden Ukrayna’nın Avrupa Birliği (AB) üyeliği için resmi müzakereler başlatıldı.

AB’nin Dönem Başkanı Belçika Dışişleri Bakanı Hadja Lahbib Ukrayna’nın AB katılım müzakereleri için şu demeçte bulundu: “Bu hepimiz için tarihi bir an”. (1) Bu mesajla önümüzdeki süreçte AB ve Ukrayna entegrasyonu hız kesmeden savunma, iktisadi ve siyasal bütünlükle Kissinger’ın arzu ettiği doğrultuda ortaklık ve iş birliği Rusya karşıtı güç olarak sağlanacaktır. Kaçınılmaz olarak Ukrayna-AB üyelik entegrasyonun bir ucu bölgesel savaşa açık bir meydan okumaya dönüşürken, diğer yandan da bu trajedinin etki alanı kaçınılmaz olarak bütün dünyaya olumsuz etkisi kaçınılmaz olacaktır. Kuşku yok ki günümüzde Transatlantik İttifak Kissinger’ın öngördüğü “savunma ve güvenlik” perspektifi ile “yeni” bir yol alacaktır. İşte dünyayı korkutanda bu olacaktır…

Günümüz Avrupa’sında sağ düşün tüm faşizan ve ırkçı tavırlarıyla açıktan toplumun her kademesinde bir yükseliş içinde olmuştur. Özelde Avrupa kıtasında ve genelinde de dünyanın her yerinde sağ ideolojinin bu “konumu” Müesses nizamı olduğundan fazla memnun etmiştir. Sonuçta; Batı dünyasının kurulu düzenini, sosyal yapısını, askeri, iktisadi ve sosyolojik yapıyı kontrolde tutan ve arzu edildiği biçimde yönlendirmek isteyen bir yapıdır, Müesses nizam.

Müesses nizam, her şeyden önce sermayeden yana toplum üstü bir güçtür.

Müesses nizam, ideolojik ve de partiler üstü bir yapılanmadır.

Müesses nizam, sol karşıtı olarak egemen güçlerin çıkarına işleyen ve daha çok gizli ve görünmeyen bir pozisyonda kalmayı tercih eden büyük bir Rockefeller anlayışıdır.

Müesses nizam, askeri ve ideolojik (kapitalist) kalıplar içerisinde saklı duran, sorulara ısrarla “yorum yok” cevabı ile öne çıkan bir Gladyo yapılanmadır.

Müesses nizam, Transatlantik ittifak dahil, Batı ve ABD gibi “merkezi güçlere” askeri, ekonomik ve politik bağımlılığı olan tüm kapitalist ülkelerin mili istihbaratını birebir kontrolünde tutarken dokunulmazlığıyla dünyayı yönlendirin esaslı bir güç yapısıdır.

Tüm bu anlatımların ışığından hareketle, “uluslararası bir savaş” Müesses nizamın “görünmez” yapısı içerisinde saklı “bir” düşün perspektifidir. Onun bu anlayışı ile iç içe geçmiş ve de çıkarları uğruna savaşı önceleyebileceği kapitalist ve emperyalist güçlerin temsilciliğidir, Müesses nizamın. Mali sermaye, senayı sermayesi, endüstri temsilcileri, askeri sanayi gibi güç temsilcilerinin çıkarlarına hizmet eden Müesses nizam; yeni savaşların habercisi ve de “Çancısı” konumundadır. İşte bu bütünlüklü yapı ile savaşın(ların) olmasını isteyen ve çıkarların kesiştiği anı kovalarcasına gözeten bir karar verme gücüdür.

Transatlantikte savaş ortaklığı

Şu bir gerçek ki dünya savaş aparatının en gelişmiş modern ve konvansiyonel gücü Transatlantik müttefiklerce denetlenip temsil ediliyor. Buna paralel olarak dünya kapitalist sermaye birikimi yine bu ülkelerce kontrol edilerek dünya düzeni yönlendiriliyor. Bu birikimle dünya ölçeğinde istenilen savaş, tehdit ve işgal planları özellikle Kore Savaş’ından (1950) beri bu güç ittifakınca yürütülür olmuştur. NATO ve Batı ittifakı dünya paylaşımı üzerinde yoğunlaşırken, kapitalist sistem-içi bloklaşma daha da öne çıkarken, iç uzlaşıyı bir adım daha zora sokmuştur. Buna da rekabetten kaynaklı olarak kapitalist sistem-içi uyuşmazlıkdenilir. Bu antagonizma ile pazar paylaşımı çıkar çatışmasına evrilirken, “sürekli” uzlaşmazlık ve kriz kaçınılmaz olmuştur. Bu savaş(lar) günümüzde NATO-Batı ittifakının diğer kapitalist güçlerle karşı karşıya gelmesine neden olmuş, bu açıktan dünya için bir kriz tehditti olmuştur. Bu çıkmazı besleyen ve kaçınılmaz kılan objektif koşullar olmuştur; dünyada yaşanan iktisadi bunalım, sömürü, yoksulluk, ırkçılık, aşırı silahlanma ve silah baronların savaş tamtamları pazarı daha da zorlar olmuştur. Bölgesel uzlaşmazlıklara bakıldığında savaşsız bir dünyadan çok, savaşan bir dünya tercihi daha da önem arz eder olmuştur. Bunun müstevi de kuşkusuz kapitalist dünya sistemidir ve içinde bulunduğu krizlerdir…

Müesses nizambu savaş tehdidinin en orta yerinde konumlanırken, fırsat kolluyor. Zira, İkinci Emperyalist Paylaşım Savaşı’nda (1939-1945) olduğu gibi, bugünde ulusal ve de uluslararası boyuttaki krizi aşma iddiasında olan sermaye temsilcileri, silah baronları, ırkçı, milliyetçi, resmi ve gayri resmi faşist hareketlerle birlikte sahneye inmiş ve savaşın olmasını dört gözle bekler konuma gelmiştir. Buradaki temel mantık; krizi savaş ve savaşlarla yenme olasılığının düzen temsilcilerince tek çözüm olarak benimsemelerindendir.     

ABD ve Batı yöneticilerinin hemfikir oldukları Batı bankalarında bulunan ve Rusya’ya ait 190 milyar avronun 27 AB ülkelerince bloke kararının alınmasıdır. Bu paranın 2024 yılındaki kâr limiti 3 milyar avrodur ve bunun yüzde 90’nı bloke edildi. Başta ABD olmak üzere, AB’nin 27 ülkesi mevcut kârdan 500 milyon avroyla askeri teçhizatın satın alınıp Ukrayna’ya gönderme kararı çıktı. (2) Ayrıca bu devasa kapitalden yararlanan Battı bankalarını söyle sıralamak mümkün: Raiffeisen Bank (Avusturya), UniCredit (İtalya), Commerzbank (Almanya), Deutsche Bank (Almanya) ve IND Bankası (Hollanda). İngiliz Financial Times gazetesine göre AB ülkelerinin Avrupa bankalarındaki Rusya kapitalini bloke etmeleri sonucu, daha şimdiden Rus devlet kasasındaki kaybın 800 milyon avro olduğunu belirtti. (3)

Görünen o ki ABD ve AB ülkeleri geniş çaplı bir savaş mühendisliği içindeler, bunun realize olması için “iki” cepheden bir hazırlığın olduğunu söylemek abartılı olmasa gerek. Bir yandan Rusya’nın mali sermayesinin belkemiğini oluşturan “banka sermayesini” etkisiz kılmak ve sınırlı tutmak istemiş olmaları. Diğer yandan da Avrupa da ki Rus sermayesini dolaylı olarak parça parça savaşa takviye ederek Ukrayna’nın savaş direncini daha da motive olmasını sağlamak olmuştur. Emperyalist güçlerin bu yaptırım planındaki arka plan kuşkusuz dünyaya bir meydan okumadır.  Uzun vadeli hesapları içeren “sistem içi uyuşmazlık”, mevcut durum üzerinden diğer kapitalist ülkelere göz dağı ve tehditle bölgesel savaşa(lara) doğru emperyalist bir tavır alıştır. Bu gelişmeler bir anlamda Soğuk Savaş (1950-1990) sürecinde ABD ve Batı ülkelerinin dönemin Sovyetler Birliğine karşı yürüttükleri Containment (çevreleme) ve de Yeşil Kuşak Projesinin bir benzeri olduğunu söyleyebiliriz. Şüphesiz bugün ki çatışma ve siyasal uzlaşmazlıklar Rusya özelinde çok daha farklı bir noktada duruyor. Bu, her şeyden önce nitel ve nicel farklılıklarıyla ayrı bir siyasal ve konjektürel gelişmelerin yaşandığı bir tarihsel dönemi yansıtmaktadır.

Kapitalist cephede işgal ve savaş istemi üzerinden fikir yürütülürken, geçmişe kıyasla bir farklılık vardır. Nazi-Alman faşistleri savaşta bütün Avrupa’yı işgal etmek ve de mümkün olduğunca sınırı eski Sovyetleri çevrelenen “Doğu hattına ulaşmak” tek amaçtı. Günümüz emperyalist güçlerin savaş planları nicel bir farkla; Ortadoğu, Rusya, Orta Asya ve Çin’i de içine alan Asya Kıtası’na dek bir meydan okuma vardır. Transatlantik güçler bu planı daha çok iktisadi pazar paylaşımı üzerinden yürütmek istemekteler. Bu krizin iktisadi nedenlerle önem arz eder olması, savaş ve işgallere gebedir. Pazar paylaşımı üzerindeki kavganın bir ucunda uzlaşı, diyalog gibi görünmüş olsa da, diğer ucunda ise mutlaka ama mutlaka zor, işgal ve savaş senaryosu gözüküyor. Günümüzde dünya düzeninin “çözüm” odaklı arayışı, en genelde sistem “içi çelişkiye” dayanan kapitalizdir!..

Kullanılan ve yararlanılan kaynaklar

1- De Volkskrant 25-06 2024.

-Europese Commissie, “EU-solidariteit met Oekraine”, Bulletein, juni 2024 Brussel.

2- Belgian Presidency of the EU 2024 (@EU2024BE) 2025, 2024 

-BNR-nieuws radio, 29 april 2024.

3- A.g.e.



Temmuz 2024
PSÇPCCP
1234567
891011121314
15161718192021
22232425262728
293031 

Daha Fazla Makale Haberler