Bizimle iletişime geçin

Makale

Taktik Siyasetin Stratejik Siyasetle Bağı ve Tehlike Potansiyeli…

Proleter devrimcilerin hatasız ve taktik siyasette tamamen kusursuz olduğunu ileri sürmek bilim dışıdır. Mutlak biçimde başarılı, her sorunda doğru oldukları iddia edilemez. Bu gerçek de terstir. Ancak temel ilkesel tutumda, stratejik meselede ve taktik siyasetin esasında doğru olup devrimci rotayı temsil ettikleri söylenebilir…

Teorik doğruların savunulması veya benimsenerek arkasında duruluyor olması, öyle ya da böyle bir bilince denk gelir ki, burada belli bir kavrayış ve iradeden söz etmek yanlış olmaz. Taşınarak temsil edilen bu irade ve kavrayışın sağlamlığı ya da derinliği, bizzat onun bilimsel norm, evrensel ve somut ilkeler tarafından desteklenmesi şartıyla teyit bulur. Kuşkusuz ki bu teyit, son tahlilde sosyal pratik sınavında geçer not almaya da muhtaçtır. Bilimsel geçerliliğe haiz olan tez ve teori yalnızca sosyal pratikte kanıtlanmış olan ve oradan çıkmış olandır. Teori ya da siyasetin bilimsel karakterini belirleyen şey soyut düzlem değil, bizzat onun maddi olgudaki karşılığıdır. Pratikte sınanmamış olan fikir, siyaset ve plan rüştünü ispatlamış değildir. Teorinin bilimsel niteliğinin tayin edici özelliği kadar, eyleme dökülmesi de onun bilimsel tutarlılığını oluşturan belirleyici devrimci şarttır. Teori ancak pratiğe döküldüğünde devrimcileşir ya da maddi güce dönüşür…

Pratiğe dökülen her teori veya siyaset devrimci midir? Ya da her pratik devrimci midir? Kesinlikle hayır. Hatalı ya da bilimsel olmayan siyaset de pratiğe dökülür, hatta belli oranda başarı da elde edebilir. Bilimsel olan da olmayan da pratiğe uygulanır. Pratiğin tek kabulü bilimsel olan değildir. Dolayısıyla pratiğe dökmek kendi başına bilimsel olmakla eşdeğer sayılmaz. Ancak her devrimci teori/siyaset mutlak biçimde pratiğe dökülmek ve pratikten çıkmış olma niteliği taşımak durumundadır. Zira o, uygulanmak içindir ve uygulandıkça bir silaha dönüşür… Siyasetin bilimsel karakteri onun nesnellikle örtüşmesi anlamında doğru olması demektir ki, bunun ölçütü de son tahlilde pratiktir. Bilimsel değere sahip bütün fikir ve düşünceler istisnasız olarak sosyal pratikte sınanıp doğrulanmış olanlardır. Denek taşı pratiktir. Bu dar deneycilik olarak yorumlanamaz. Şüphesiz ki, bizzat kendi deneyimlerimize dayanmayıp başkalarının deneyim ve tecrübelerinden çıkmış olanlar da bilimsel doğruyu ifade ederler… Lakin hepsinin kaynağı son tahlilde pratiktir. Pratiğe girmemiş ya da oradan çıkmamış olan her düşünce ispata muhtaç olup, soyuttur. Fikirlerin bilimsel değerdeki somutlanma süreci sınıflar mücadelesi pratiğiyle doğrudan alakalıdır…

Gerçek yaşam ile teorideki gerçekler ya da teorik doğrular ile gerçek yaşamdaki doğrular her zaman bir araya gelmez, getirilemezler. Bu, madde-düşünce diyalektiğinin, yani düşüncenin birincil olan maddeyi takip etmesinin objektif ya da tabii yansımasıdır. Siyaset sorunu dışında, düşünce ile madde arasındaki diyalektiğe bağlı olarak da yaşanan bu durum, bir bakımıyla başarısızlığı koşullayan etken olarak rol oynar. Başarı ise, bu ikisinin (siyaset işlevi ve siyaset ile diyalektik durumun) bir araya getirilmesi veya örtüşmesiyle olanaklı olur. Siyaset burada fonksiyonel bir etken olarak devreye girer. Siyaset, hem söz ile pratiğin birliğini sağlama ve hem de güç yaratmada kaçınılmaz biçimde rol ve görev üstlenir. Ne var ki, siyaset devrimci ilkelere bağlı yürütüldüğünde ya da onlara tabi olduğunda devrimci güce dönüşüp doğru orantılı işlev görür. Bilimsel ölçülerle tanımlanmış ilke ve teoriye tabi olmayan siyaset ise, her yöne kayma potansiyeli taşıyan bir tehlike barındırır…

Öte taraftan her başarı da bilimsellik ve devrimcilik anlamına gelmez. Devrimci ve bilimsel olmayan fikirlerin veya eylemlerin başarı sağladığı görülmüştür, bu mümkündür. Ancak, istisnalar kaideyi bozmaz ki, bilimsel ve devrimci olan, potansiyel olarak başarının kaynağı ve koşullayanıdır; başarı bilimselliğin ve dolayısıyla devrimciliğin de mantıki ve stratejik sonucudur…

Siyaset tarzı, siyasetin başarılı olup güç yaratmasında olduğu kadar, sapmalara düşülme(me)sinde de tayin edici bir etki gösterir. İlkelerden yoksun siyaset tarzı oportünizmi güçlü olarak barındırırken, ilkelerle belirlenen siyaset tarzı ise, stratejik olarak kuvvetli bir devrimci tesir sergiler. O halde sorun nasıl ve hangi nitelikte bir siyasetin benimsenip izlendiğidir. Açık ki, siyaset genel manasıyla stratejik siyaset ve taktik siyaset olmak üzere iki kulvarda biçimlenir. Bu iki kulvar ve iki nitelikteki siyasetin devrimci ilkelerden feyz alması ve bizzat bu ilkelere dayanması yaşamsal önemde bir kuraldır. Siyaset veya taktik siyaset reddedilemeyeceğine göre, onun ilkelerle yapılandırılması ve ilkelere uygun biçimlenmesi elzemdir. Aksi halde devrimci siyaset/taktik siyaset ile burjuva siyaset arasında ilke farkı silikleştirilerek ikisi aynılaştırılır. Yani burjuva siyaset niteliği sahiplenilmiş olur. Ki, siyaset niteliğinin temel ayrımı burjuva siyaset ile devrimci siyasette ifade bulur.

İlkelerle sabit olmayan siyaset tarzı, isterse devrimci siyaset ve taktik adına yapılmış olsun, son tahlilde burjuva pragmatizminin temel karakteri olan ‘‘başarıya giden her yol mübahtır‘‘ anlayışıyla buluşur. Ve bu aynı zamanda oportünist siyaset tarzıdır da. Oportünist siyasetin bağlayıcı bir ilkesi yoktur. O tamamen anlık, günübirlik ve geçici çıkarlara dayanır. Her şeye uyum sağlar. Bundan dolayı, bugün A, yarın B doğrudur onun için. Popülizm onun temel karakterlerinden bir diğeridir. Popülizm, yani halkçılık egemen atmosfer neyse ona uyum sağlar, ilkeli duruş göstermeyip anlık rüzgara yelken açar. Bu karakter, anda ne faydalıysa o doğrudur güdüsüyle hareket eder ve ilkeleri hoyratça feda eder. Kısacası, günü kotarmak onun meşgul olduğu tek gerçektir. ‘‘Çıkarımı temsil eden her şey doğrudur‘‘ anlayışı ona biçim verir ki, amaç ile araç arasındaki ilişki onun için önem taşımaz. İlkelerden bağımsız olarak, salt başına çıkar-menfaat ve başarı-kazanım onu güçlü olarak kulvarına çeker. İşte burjuva siyasetin ilkesizlik karakteri ya da siyasetin burjuva niteliği buralarda açığa çıkar…

Devrimci strateji, siyaset ve taktik ile burjuva siyaset niteliği arasında özde bir benzerlik yoktur, olamaz. Biçimsel benzerlikler siyaset yapmanın alanları ve araçlarını geçmez. Nitekim her siyaset kitlelere ulaşmanın araçları ve yöntemlerini, kitlelerin bulunduğu alanları vb. kullanmak durumundadır. Her siyaset niteliği(her sınıf) kendi çıkarlarını esas alır, o çıkarlar temelinde siyaset yürütür. Bu, biçimde bir benzerlik anlamına gelir. Fakat bunun dışında iki siyaset niteliği arasında bir benzerlikten söz edilemez… Lakin, siyasetin yöntem, biçim, araç ve çalışma alanları olmak kaydıyla, demokratik kulvardaki taktik mücadele biçimlerinin taşıdığı bu benzerlik, objektif olarak savrulma tehlikesini barındıran kaygan zemini ifade eder. Parlamento bu alan ve biçimlerin başlıcalarındandır. Bura çalışması doğru anlayış ve devrimci ilkeler temelinde ele alınmadığı taktirde sağ tasfiyeci eğilim ya da anlayışların gelişip filizlenmesi kaçınılmaz olur… Bu, ilkesiz siyasetin potansiyel tehlikesine işaret eder. Tam da burada, yani bu tehlikeli zemine karşı, ilkeler ya da ilkeli siyaset tarzının benimsenmesi keskin bir önem taşır ki, bu devrimin ve devrimciliğin de tabiatı gereğidir…

Devrimci durum ve dalgadaki negatif şartlar gibi, devrimci hareketin darbe ve yenilgiler aldığı ya da zayıf ve başarısız olduğu, aynı zamanda faşist saldırıların yoğunlaşarak devrimci hareketi gerilettiği ve kitle hareketini sınırlayarak sindirdiği genel siyasi koşullarda da sağ tasfiyeci eğilimin gelişmesi her zamankinden çok daha güçlü bir zemin bulur. Tasfiyeciliğin hortlaması sadece siyaset sorunuyla kısıtlı değil, toplumsal siyasi şartlar ya da nesnel koşullarla da doğrudan alakalıdır. Bugünkü tasfiyeciliğin yeşermesi bütüncül nedenlerden beslenmektedir. Tasfiyecilik kanlı-canlı bir tehdit olarak devrimci hareketin karşısına dikilmiş durumdadır… Bunun panzehri son tahlilde militan devrimci mücadeledir. Bu nitelikteki mücadelenin sergilenmesi devrimci hareketin önündeki esas görevdir. Fakat ne yazık ki, devrimci hareketin geneli bu görevde bir dizi sorun yaşayarak yetersiz durumdadır. Bu ciddi bir sorundur ve mutlaka aşılması gerekmektedir.

Tüm zaaf ve yetersizliklerine rağmen, devrimci hareket tarafından büyük bir irade ve kararlı bir direncin ortaya koyulduğu da inkar edilemez. Demokratik alan ve diğer biçimlerde yürütülen çaba ve faaliyetler bu gerçeğin ifadesidir. Lakin, devrimci hareketin irade ve kararlılığına karşın, en genel manada tasfiyeci bir sürecin egemen olduğu, siyasi koşulların bu tasfiyeciliğin hükmü altında olduğu ve genel olarak durumun tasfiyeci bir durum olduğu aşikardır. Bu şartlarda, stratejik duruş, yönelim ve doğrultuda temsil edilen devrimci öz hariç, taktik siyasette militan mücadele tarzı ya da biçiminin ortaya koyulmasının şartları oldukça kısıtlıdır. Hemen herkesin hemfikir olduğu reel gerçek, sağ tasfiyeci eğilimin egemen olduğudur. Sağ tasfiyecilik buram-buram kokarken ve devrimci hareket örgütsel-siyasi güç bakımından büyük zayıflıklar yaşarken, yani devrimci durumun nesnel şartlar bakımından elverişli olmasına karşın sübjektif şartlar bakımından yetersiz ve çok cılız olduğu genel koşullarda, militan mücadele dinamiğinin sorunsuz biçimde fışkırmasından bahsetmek öznelcilikten mustariptir…

Özcesi, bu şartlarda mümkün olan mücadele biçimlerinin en güçlü biçimde hayata geçirilerek, zorlayıcı mücadelelerle kazanımlar elde edip güç biriktirmek ve militan mücadelenin koşullarını hasıl etmek izlenmesi gereken devrimci taktiktir. Bu, stratejik savunu, tez ve devrimci doğrultudan geri adım atmak ya da onu terk etmek anlamına asla gelmez. Faşizme karşı dikilen her devrimci duruş, her demokratik mücadele ve ileriye dönük her kazanım devrimci görevdir, devrime tabidir ve devrimci anlam taşır. Çünkü bütün bunlar veya bu mücadele, ne demokratik ilerleme ve kazanımlar yoluyla faşist düzenin içten iyileştirmeler temelinde değiştirilmesi ahmaklığını taşımaktadır ve ne de parlamento vb. mücadele biçimleriyle devrimi gerçekleştirme hayal, taşımaktadır. Bilakis, devrimci mücadele dinamiğinin geliştirilmesi ve faşist iktidarın/devletin geriletilerek zayıflatılmasını hedefleyip bu zeminde anlam taşımaktadır…

Proleter devrimcilerin genel siyaset ve taktik siyasetine yön veren ana eksen, başta komünist ilke ve ideoloji olmak üzere, proleter sınıf dokusunun bilinçli yansıması olan ideolojik-siyasi-örgütsel normlardaki devrim iddiası ve devrim hedefini tarif eden temel taktik ve stratejik anlayışlarıdır. Burada önem kazanan şey mücadele biçimlerinde esas-tali, taktik-stratejik ayrımının doğru yapılması, yer değiştirmemesidir. Proleter devrimciler, devrimin, kesinlikle komünist parti önderliğinde olmak üzere, silahlı mücadele içinde devrimci ordunun örgütlenmesi ve sosyalist devrimci cephenin kurulmasıyla gerçekleşeceğini savunmaktadırlar.

Devrimin üç temel silahı olarak telakki ettikleri bu şartlardan muaf bir devrimi tasavvur etmez-etmemektedirler. Bütün diğer mücadele biçimleri bu üç silaha tabidir, bunlara hizmet ederler. Ancak bu mücadele biçimleri abartılarak mücadelenin merkezine koyulamayacakları gibi, asla küçümsenerek yadsınamazlar da. Dengelerin korunması elzemdir. Stratejinin başarısı için taktiğin devreye girmesi ve taktiğin doğru işlev görmesi için stratejiden ışık alması zorunludur. Buna rağmen açılacak her gedik elbette ilkelerin gücüyle kapatılmak durumundadır. Lakin meselenin sulandırılmaması gerekmektedir. Her yol mübahtır anlayışı ilke sorunu olarak doğru değilken, siyaseti/taktiği katı ilkecilikle hapsetmek de kuru çubuğu bükme çabası olarak tersten yanlıştır.

Proleter devrimcilerin hatasız ve taktik siyasette tamamen kusursuz olduğunu ileri sürmek bilim dışıdır. Mutlak biçimde başarılı, her sorunda doğru oldukları iddia edilemez. Bu gerçek de terstir. Ancak temel ilkesel tutumda, stratejik meselede ve taktik siyasetin esasında doğru olup devrimci rotayı temsil ettikleri söylenebilir…



Nisan 2024
PSÇPCCP
1234567
891011121314
15161718192021
22232425262728
2930 

Daha Fazla Makale Haberler