Bizimle iletişime geçin

Editörün Seçtikleri

Gelişme Süreci ve Sonuçlarıyla 2024 Yerel Seçimleri

İktidarın baskı, açlık ve yoksullaştıran sömürüsü altında ezilerek burjuva muhalefeti çare gören geniş kitleler, CHP’nin bu gelişimini kendi lehine algılamakta, tepki vermektedirler. Kitlelerin umutlanması iyidir fakat CHP’ye ve dolayısıyla burjuva düzene yedeklenmeleri devrimci mücadele açısından kötüdür. Seçim sonuçları her halükarda burjuva düzene yedeklenme ve düzenin pekişmesine hizmet eden niteliktedir. Burjuva seçimlerden daha fazlasını beklemek de hayal olur.

Takvim aylarını işgal edip mücadelenin uzun zaman dilimine yayılarak yoğun emekle yürütülen seçim çalışmaları maratonu, sandıklara atılan oyların sayılması etabıyla sonuçlanmış oldu. Pratik ve somut çalışmalar boyutuyla tamamlanan seçimlerin teorik mülahazalarla çıkarılan tecrübelerin özetlenmesi aşaması ise, maziye takılmadan gerçekliğe odaklı bir anlayışla yapılması önemlidir. Süreç bir açıdan tek cümlede özetlenebilseydi, seçimlerin ana karakterinin işgalci, devrimci hareketin ise daralan potansiyeliyle görünür olduğu söylenebilirdi.

Genel sonuçları bağlamında seçimlerin, bir; ortaya çıkan genel-özel sonuçların hem komprador tekelci sınıf klikleri ve hem de demokratik, devrimci, sosyalist sınıf ve halk güçleri açısından değerlendirilmesi, iki; seçime katılmayan kitlelerin oranının önemli bir gösterge ve değerlendirme tablosu olarak dikkate alınması, üç; sürecin burjuva niteliği ve burjuva klikler ve devrimci sınıf mücadelesi açısından taşıdığı önem bağlamda, sürecin taktik mücadele niteliğinde olduğu gerçeğinin unutulmadan değerlendirilmesi ve dört; ittifakların seçimlerdeki rol ve etkisiyle birlikte, ittifak politikasının genel ve özeldeki içeriği ya da gösterdiği tecrübenin değerlendirilmesi vb. çerçevede bir muhasebeye tabi tutulması gerekmektedir.

Sonuçlar elbette değerlendirilmeli, muhasebe yapılmalıdır. Fakat, süreç sadece sonuçlardan ibaret değildir. Sonuçlar küçümsenemez. Lakin sonuçların değerlendirmesi ancak sonucu koşullayan nedenlerle birlikte irdelendiğinde objektif zemine oturabilir. Muhasebe ise, sürecin tümünü içermekle birlikte, geçmişe uzanan seçimler pratiği kapsamında ele alınarak yapılabilir. Öyle ki, muhasebe siyasi koşullardan, bu koşullara denk gelen taktik siyasetlere, bu siyaset kapsamında ittifak politikasından somut ittifak biçimlerine, süreç ya da süreçlerin ele alınışı ve elde edilen sonuç ya da kazanımlara kadar en geniş yelpazede tecrübelerin özetlenmesi, bu tecrübelerin ilgili alan çalışmalarına yol-yön verecek perspektiflerin çıkarılmasına, bütün bunların bir broşür veya kitapçıkta ayrıntılı bir belgeye dönüştürülerek kalıcılaştırılmasını sağlamak durumundadır. Muhasebe bu yazının konusu olmadığı için, esasta mevcut seçimler süreci ve sonuçlarıyla ilgili kimi değerlendirmelerle yetineceğiz…

Bu bağlamda; muhasebe kapsamında tüm süreç için değil ama mevcut seçim süreci ve sonuçları açısından, bizler için yanıtlanması gereken temel soru şu olmalıdır; “Biz nasıl bir siyaset izledik ki, hedeflediğimiz hiç bir kazanımı elde edemedik, daha da kötüsü elimizdekini de kaybettik?” Öyle ya, bizi üçüncü kata çıkarmak için bindiğimiz ittifak asansörü, bindiğimiz yerden üç kat yukarı çıkarmak bir yana, gerçek manada düşerek tepe aşağı zemine çakıldı! Taktikte bir problem mi vardı yoksa taktik siyasetimiz problemsiz olduğu halde mi, hedeflediklerimize ulaşamadık, bununla da kalmayarak mevcut kazanımlarımızı yitirip adeta budandık! Genel taktik siyaset doğru olmasına karşın, kimi halkalarında mı hata vardı? Eğer böyle ise, doğru olan genel taktik içindeki bu kimi halkaların genel taktiği etkileyen önemde bir belirleyiciliğe sahip olduğu mu mütalaa edilmedi? Her halükarda bir sorunun olduğu muhakkak. Bu sorunu objektif yaklaşımlar temelinde tespit etmek şimdinin gerçekleştirilmesi gereken görevidir. Bu görev ve perspektif temelinde genel durum ve özel siyasette öne çıkan bazı spesifik sorunları değerlendirmeye çalışacağız…

Seçimlerin Mücadele ve Yarış Niteliği ve Bu Kapsamda Durum Özeti…

Meşgul ve işgal ettiği zaman itibarıyla maraton dediğimiz seçim süreci, mücadele ve yarış olmak üzere iki nitelikte vücut buldu. Burjuva düzen partileri kapitalist sistemlerini tahkim etme esasına bağlı olarak, kaba bir formaliteden ibaret olan seçimler prosedürüyle aralarındaki nüfuz ve güç dengelerini yeniden biçimlendirmek için birbiriyle yarışırken, demokratik-devrimci kuvvetler demokratik mevziler kazanıp geliştirme perspektifiyle burjuvaziye karşı taktik bir mücadele süreci yürüttüler. Yarış ve mücadele ayrımı yapan bu kavrayış, burjuva düzen partilerine karşı tutum, dost güçlere birlikte kazanımı ifade eder.

Burjuva klikler için bilek güreşi temelinde gelişip iktidar hesaplarıyla güç/gövde gösterisine kitlenen yerel yönetim seçimleri, belki eskiye oranla daha az ama esasta kirli bir dalaş sürecine dönüştü. Seçim hileleri, oy hırsızlığı, seçim rüşvetleri, hukuksuzluklar, devlet olanaklarının iktidarca tek yanlı kullanılması, asker-polis gibi güçlerin seçimlerde devreye sokulması, ölüler adına oy kullanma, bir seçmenin birden fazla oy kullanması vb. bu kirli tablonun sadece deşifre olan bir bölümüdür. Buna karşın, bu seçim süreci öncekilerine oranla daha sakin ya da iktidar tarafından kullanılan demagojik argümanların eskiye oranla daha düşük tonda yaşandığı söylenebilir. Yani burjuva klikler arasındaki yarış bu kez biraz daha uysal geçti denilebilir. Bunun nedeni ise, “devlet aklı” ve güç odaklarının seçim sürecini yönetmesi olarak okunabilir. Bunun da Erdoğan-AKP/MHP sultasına yol gösterildiği ve mevcut iktidar için yol ayrımına girildiği biçiminde değerlendirilebilir.

Devrimci cephe ekseriyeti bakımından taktik mücadeleden ibaret olan seçim süreci, halk sınıf güçleri arasında asgari bir ittifak politikasıyla karşılanırken, iktidar kanadı başta olmak üzere genel olarak burjuva parti ve kliklere karşı siyasi teşhirle biçimlenen, belki yetersiz ama yaygın bir mücadele faaliyetiyle sürdürüldü. Demokratik kazanımlara odaklanan perspektifle güçlü bir motivasyona sahip olan demokratik-devrimci cephe, abartılı olmasa da iyi bir çalışma performansı sergiledi. Fakat alınan sonuçlar, hedeflenen kazanımlara ulaşmayınca bu motivasyon en azından büyük bir kesim içinde ters orantılı bir etkiye dönüştü. Siyasal kazanımları ve verilen mücadeleyi esas almayıp salt maddi kazanımlara bakan yaklaşım tarzının motivasyon yitimine girmesi kaçınılmazdı. Özcesi, kazanmak için gösterilen çabanın hakkı verilmeye çalışıldı. Lakin genel ve özel şartların iyi okunmaması ve kimi noktalarda hatalı politika ve pratiklerin izlenmesi, mevziler kazanma bağlamındaki hedeflere ulaşılmamış olarak geriye düşüş negatif algılar üretti. Oysa mücadelenin tabiatında olan başarısızlıklar, esasta burjuvazi tarafından tayin edilen politik konjönktürlerde tamamen mümkün olmaktadır.

Hatalar yapmak ve yapılan hataların oranı ve niteliği başarısızlıklarda rol oynar. Başarının bir şartı hatalara yönelerek onları düzeltmektir. Lakin son tahlilde önemli olan mücadelenin hakkını vermek, mücadele etmektir. Kazanmak yeğdir, ideal olandır. Fakat kaybetmek de gayet doğaldır. Kazanmak ya da kaybetmek, tamamen şartların doğru-nesnel olarak tahlil edilmesine, güçler arası dengelerin gözetilerek dikkate alınmasına, buna uygun konumlanmaya, doğru politika ve taktiklerin izlenmesine, son tahlilde örgütsel ve siyasi olarak yeterli ya da yetersiz güçlere sahip olmakla alakalı bir sonuçtur. Sonuçlarla meşgul olduğumuz kadar, nedenlerle de ilgilenmek durumundayız. Aksi halde, kısır tartışmalar içinde dar döngüye hapsolmaktan kurtulamayız. Alenen eşitsiz ve aleyhte olan şartlarda ve burjuvazi lehine olup onun belirlediği koşullarda bir mücadele yürütüyoruz. Bu şartlarda taktik yenilgiler ve örgütsel başarısızlıklar almak bozulmaz bir yazgı değil ama son derece olağan olandır. Başarısızlıklar ve yenilgiler almak, sadece bu sonuçların nedenlerini açığa çıkarıp tersine çevirmek üzere mücadeleye daha fazla sarılmanın gerekçesidir, hepsi budur.

İki sınıf cephesinde ittifaklar gerçeği…

Önceki seçimlere oranla mevcut seçimlerde burjuva cephede, düzen partileri veya iktidar-muhalefet klikleri arasındaki ittifak yok denecek kadar cılızdı. Lokal ölçekli veya “kent uzlaşısı” denilerek, esasta da zımni ve gizli anlaşmalar biçimine dayanan kimi uzlaşma ve ittifaklar dışında, geniş tabloda ittifaklar gerçekleştirilmedi. AKP/MHP eksenli iktidar kanadında da iktidar ortaklığı biçiminde sağlanan ortaklaşmalara rağmen tam bir ittifak sağlanamadı. Zaten bunlar iktidar ortağı oldukları için, aralarındaki anlaşmalar esasta ittifak sayılmaz; iktidar ortaklığı olarak anlaşılır. Burjuva muhalefet cephesinin dağınıklığı veya ittifak gerçekleştirememesi, ilk günlerde özellikle CHP açısından negatif bir durum olarak değerlendirilirken, ortaya çıkan sonuçlar bunun tersini gösterdi; ittifakların gerçekleşmemesi CHP’nin aleyhine değil, lehine sonuç verdi.

Demokratik-devrimci sınıf ve halk güçleri cephesinde ise, ittifak politikası kuvvetli bir esintiyle başlasa da ilerleyen süreçlerde, yaşadığı enerji kaçağı nedeniyle hedeflenen geniş demokratik ittifakı sağlayamadı ve büyük çabalar esasta boşa düştü. Özellikle SMF‘nin ön çektiği geniş demokratik ittifak hedefi ve anlayışının demokratik-devrimci cephede hayat hakkı bulduğu söylenebilir. Hedeflenen ile gerçekleştirilen arasında elbette uçurum yaşandı. Bunda, dar grupçu anlayış ve yaklaşımlar kadar, ittifak anlayışı ve bunun pratikleşme biçimi de etken oldu.

İttifakın mutlak suretle belli ilkelere dayanması, demokratik şart ve normlara oturması zorunludur. Egemenci anlayış ve “egemenin” çıkar üstünlüğüne dayalı bir ittifak, gerçek manada bir ittifak değil, güce entegre ve iltihak etme biçimidir. Devrimci dostluk, samimiyet ve dürüstlük ilkesine uygun davranmak şartken, ittifak güçlerine dönük teşhir, karalama ve saldırı politikasını alenen ret ve mahkum etmek, olmazsa ittifak yapmama hakkını kullanmak doğru olandır. Ortak belirlenen genel ilkeler temelinde ittifakların temelini atmak zorunludur. Örneğin, eylemde birlik ajitasyon-propaganda da serbestlik ilkesi, ideolojik mücadele ve eleştiri hakkının tartışmasız biçimde geçerli olması, bunun göreceli kaygılarla engellenip ortadan kaldırılmaması, ben-merkezci, dar grupçu hiç bir anlayış ve dayatmanın kabul edilmemesi, ittifak bileşenlerinin objektif güçlerine uygun örgütsel çıkarlarının gözetilmesi ve tek taraflı çıkarların egemen olmaması, somut her ittifakın gerektiğinde bozulması ve bu anlamda mutlaklaştırılmaması sınınmış doğru tutumdur.

Seçim sonuçları tablosu, kimi dersler ve eksikliklerimiz

Bu seçimde, Yeniden Refah Partisi gibi bazı küçük partiler seçim sonuçlarında kilit önemde rol oynadı. İyi Parti gibi bazı partiler de miadını doldururcasına hüsrana uğradı. Burjuva cephenin siyasi partileri arasındaki seçim yarışının ortaya çıkardığı sonuçlar, esasta iktidar ve muhalefetten iki klik arasındaki güç dengelerini etkileme zemininde cereyan etti. Ki, burjuva klikler arasında, muhalefet kliği lehine değişim gösteren bu güç tablosu, ilgili muhalefet partisi olan CHP‘ye bel bağlayan kitlelerde pozitif bir iklim eğilimi yarattı denilebilir. CHP’nin kitleleri potasına çekerek düzene yedeklemeyi sürdüreceği gerçeği nedeniyle orta vadede bu durum, reformizmi besleyeceği açıktır.

Seçimlere katılan demokratik, devrimci ve sosyalist parti ve güçlerden oluşan alternatif güçler yetersiz ve hedefledikleri ittifakları gerçekleştirememiş de olsalar, genel hedefleri bağlamında belli bir başarı gösterdi. Fakat bu cephenin kimi bileşenleri açısından ise, başarısız kaldığı aşikardır. Bu başarısızlık, hedeflenen demokratik mevzilerin kazanılamamasından daha çok, ellerinde bulunan demokratik mevzileri koruyamayarak kaybetmelerinde anlam bulur… Bu genel ve özel durum, önümüzdeki süreçlerde seçim ittifaklarının daha tutarlı, samimi ve demokratik normlara dayalı bir açıklıkta ele alınmasını gerektiren bir arka plan barındırmaktadır. İttifak hukuku ve ilkelerine uygun davranmayı bağlayıcı hale getiren içerikte bir ittifak protokolünün gerçekleştirilmesi kesinlikle ihtiyaçtır. Özellikle de, ittifak anlayışı ile somut ittifakın ayrıştırılarak gerçekçi temelde ele alınıp işletilmesi gerekmektedir.

İttifakların büyük örgütsel güçler lehine sonuçlar vermesi veya ittifakların güce bağlı olarak biçimlenmesi kısmen doğal olandır. Ancak bu, ittifak hukuku ve ilkelerini zedeleyecek tarzda işletilemez. Salt örgütsel güç nedeniyle ittifak ilişkisini zedeleyen dayatma ve yaklaşımlar kabul edilemez. İttifakların tüm ittifak bileşenlerinin çıkarları yerine, fiilen ve reel gerçekte tek yanlı olarak belli parti ve kurumların çıkarları temelinde işlemesi normal değil, sorunlu bir durumdur. Elbette ittifak politikasından cayamayız; bu stratejik anlayış ve yaklaşımımızdır. Bu anlayışımız gereği ittifak siyasetimizi stratejik siyaset olarak savunurken, somut ittifakları ise somut bir mesele olarak ele almaktayız. İttifaklarda tecrübe edilen sorunlar temelinde kendi gücümüze güvenme prensibiyle hareket etme ve ittifak güçlerine kör güvenle yaklaşmamayı düşünmek durumundayız. Dolayısıyla, somut ittifaklara dönük eleştiri ya da değerlendirmelerimiz ittifak politikasını terk ve mahkum etme anlamına gelmez. Ama somut ittifakların tecrübeler ışığında gözden geçirilmesi anlamına gelir.

Bir değil, birden fazla kez deneyimlenen belli ittifakların, her defasında bizleri boşa çıkaran manevralara sahne olup, adeta ittifakı anlamsızlaştırıp tartışılır hale getiren tecrübeler ışığında incelenmesi bizler açısından artık kaçınılmaz olmuştur. Açık söylemek gerekirse, özellikle HDP-DEM Parti ile yapılan ittifakların, gerçek manada bir ittifak olarak işleyip işlemediği tartışılmak durumundadır. Bizler ittifak olmanın sorumluluğunu taşırken, bu ittifakımız bu sorumluluğa uygun davranmakta mıdır? Bu soru, en az son iki seçim süreci ve sonuçlarında bir olgu olarak karşımıza çıkmakta, çıplak biçimde sorgulamayı gerektirmektedir. Yaşanan pratik tecrübe; ittifakın mantığına uygun olarak işlemediği, ittifak bileşenlerinin tümüne hizmet etmediği ve özellikle ittifak bileşeni olan bizlere kazandırmadığı, bilakis kazanılabilecek yerlerin kaybedilmesine sebep olmuştur. Resmi ittifaka rağmen gerçekte ittifaka uygun davranılmamıştır. Dersim’de ilçelerde çıkan oy sonuçları bunu teyit etmektedir. Dolayısıyla bu ittifakın somut pratik ve gerçek tutumlar, yaklaşım ve anlayışlar çerçevesinde gözden geçirilmesi zorunlu olmuştur. Tek başına veya daha zayıf ittifaklarla girdiğimiz seçimlerde kazanım elde ederken, daha büyük ittifaklarla seçimlerde hiç bir kazanım elde etmemek mantığa uygun değildir. DEM Parti ile ittifak yapmamıza rağmen, DEM Parti Dersim adayının SMF’ye dönük yaklaşım ve açıklaması sıradan bir mesele olarak geçiştirilecek cinsten değildir. İttifakla hesaplaşma bilincinin bir arada olması en hafifiyle tuhaf bir durumdur. Ve bu durum telafi edilemez, izah edilemez bir gerçekti ki, ilgili ittifak muhatabımızın bizlere dönük gerçek olan yaklaşımı bu adayın ağzından alenen deşifre edilmektedir. Kısacası bu durum, ittifakın daha ciddi ve daha net tartışmalarla masaya yatırılıp yaptırımsal sonuçların çıkarılmasına kadar götürülmeli, ısrarlı bir tavır gösterilerek gerekli sonuçlar elde edilmediğinde ise ittifakın bozulması da dahil alternatifler üretilmeliydi.

DEM Parti ve TKP ittifakları düşünüldüğünde, ittifak pratiğinde ciddi hatalar yaptığımız ve ittifakı kurumsal çıkarlarımızın üstünde tutarak abartılı ele aldığımız tespit edilebilir. Ve somut olarak da her iki ittifakın bizlere kaybettiren işlev gördüğü söylenebilir. Ama temel sorun şu ki, ittifak gerçekleştirme ve ittifakı bozma tamamen bize ve irademize bağlı bir mesele olduğu için, temel sorun bizim politikamızda aranmalıdır.

Her hangi demokratik, sol ve ilerici bir partinin, bir grubun vb. ittifak bileşenleri içinde olması veya ittifak anlayışımıza uygun olarak ittifak edilebilir olması, onunla mutlak suretle ve tek taraflı tavizler temelinde somut ittifaklar gerçekleştireceğimiz anlamına gelmez. Bu durumda belirleyici olan unsur, ittifak ilkeleri ve bu ilkeler zemininde bir ortaklaşalığın yakalanıp yakalanmamasıdır. Yani, ittifakın tamamen saptanmış ilkeler ışığında gerçekleştirilmesi ama bu ilkelerin iğdiş edilmesi durumunda ise ittifakın bozulması ya da gerçekleştirilmemesi genel doğru yaklaşımdır. İttifak, mutlak bir şart olmasa da, esasta ittifak güçlerine yarar sağlayan ve kazandıran bir mücadele platformu olmak durumundadır. Tersi durumda, ittifak tek taraflı bir destek ve entegreden ileri gitmez.

İttifaklar bağlamındaki tecrübeler sadece bununla sınırlı değildir. TKP ittifakı da, somut gelişmeler ve yaklaşımlar temelinde değerlendirilmeye tabi tutulmak durumundadır. Bu onun ittifak gücü olarak değerlendirilip değerlendirilmemesinden bağımsız olarak böyledir. Yani, somutta yaşanan sorun ve sürecin gelişmesine sağladığı katkı veya negatif etkiler bağlamında bu ittifak tartışılmak durumundadır. Şu veya bu biçimde dayatmacı yaklaşım sergilemesi, ideolojik mücadeleyi askıya alan ve reddeden yaklaşım göstermesi, eylemde birlik ajitasyon-propaganda da serbestlik ilkesini tanımaması, süreci açıkça baltalamaya dönük tavır-tutum ve açıklamalarda bulunması, öyle ya da böyle ittifak sürecini zayıflatan etkileri veya mümkün olan daha geniş ittifaklar önünde engel oluşturması gibi özellikleri zemininde, TKP ile somut ittifak tecrübesinden çıkan sonuçların değerlendirilerek gelecek ittifakların biçimlendirilmesi gereklidir.

Yerel seçimlere dönük genel politikamız merkezi düzeyde kurumsal bir politikayken, TKP ile ittifak da merkezi yaklaşımımızdı ve esasta doğruydu. Ancak, gerçekleştirilen TKP ittifakının belli bir aşamasında, TKP’yi doğrudan etkileyen basınımızdaki ilgili yazı ilişkilerde belli bir gerilime yol açtı. Bunun üzerine TKP’nin yaklaşımı son derece kaba ve kabul edilemez biçimde süreci baltalayan nitelikte, bir tepki ve dayatmacı yaklaşımla öne çıktı. Buna karşın son aşamalarına kadar getirilmiş olan ittifak sürecinin ve muhtemel kazanımlarımızın heba edilmemesi tercihiyle, merkezi olarak esnek ve tavizkar davranmayı benimsedik, bu yanlış değildi. Ancak bu durumu kitlemize anlatmadaki yetersizlik bizim hanemize, kitlemizin moral ve motivasyonunun düşüşü olarak yaşandı.

İttifakların gerçekleştirilmesi uğruna verilen çaba doğru ve devrimci olmasına karşın, bu ittifakların öncelikli güçler temelinde daha sıkı ele alınması, kurumsal çalışmalarımızın adeta ittifak çalışmalarına feda edilmesi biçimindeki zaaflardan özellikle kaçınarak, kurumsal çıkarlarımızı gözeten ve esas alan çerçevede ele alınmasına özen gösterilmesi; kendimize yönelik eleştiride oldukça güçlü olan örgütlü-örgütsüz potansiyelimizin, en azından yürüttükleri eleştiri kadar pratik çalışmalara da dahil edilmesi kesinlikle sağlanmak durumundadır. Seyirci kalıp, “siz yaptınız” diyerek işin içinden sıyrılmak kurumsal bilinç ve sorumlulukla asla bağdaşmaz. Ya sadece alkışlayan yada sadece yuhalayan olmayan, sahada, pratikte kolektif hataları görmekte de ilkin içe dönük ve içten dönüştürmeyi esas alan olmalıyız. Ayrıca güçlerimizin birleşmesi mutlaka sağlanmalıdır ki, bu hayati önemde bir gereksinimdir! Dar tartışma ve salt eleştirici yaklaşımların güçlerimizi demoralize ederek kazanımlarımızı baltaladığı bir gerçektir. Bu eğilimi ve olumsuz şekillenişi aşmadan ilerlemek olası değildir.

İster stratejik ve isterse taktik olsun, gerektiğinde ödünsüz ve bağımsız iradenin ortaya koyulması kaçınılmazdır. Özellikle de sorun ideolojik zemin ve temel yaklaşımlarda ortaya çıktığında esnemek doğru değildir. Tek taraflı taviz ve yapıcılık üzerine oturan bir ittifak anlayışı benimsenemez; bu demokratik de değildir. Halk değimiyle, “zararın neresinden dönersen kardır” tavrını, ideolojik, ilkesel ve temel anlayış çatışmalarında uygulamak durumundayız. Bu seçim itifağı sürecinde bu açıdan zayıf kaldığımız esasta bir gerçektir ve bu ziminde belirli hatalar yaptığımızı öncelikle kendimize söyleyebilmeliyiz.

Es geçilemez eksikliklerimizden bir başkası da süreçte yaşanan gelişmelere, tartışmalara, açıklamalara vb. dönük kurumsal olarak gerekli olan açıklamalarda bulunmama, süreç hakkında ve yaşanan gelişme ya da tartışmalar hakkında kitlemizi zamanında bilgilendirmeme pratiğidir. Bu zeminde, bir çok tartışma ve eleştirinin kitlemiz nezdinde bilinmeze sürüklenerek sesiz kalınması ciddi bir eksiklikti. Herkes açıklamalar yapıyor, eleştiriyor, iddialar ileri sürüyor ama biz kurumsal olarak tepkisiz kalarak tavrımızın ne olduğunu kamuoyuna açıklamaktan özenle sakındık. Bu durum haklı olarak kurumumuz şahsında belli güvensizliklerin gelişmesine vesile oldu…

Mücadelenin her sürecinde başarısızlık mümkündür; afedilemez olan hatalarımızı görmeye cesaret edememektir

Taktik ya da stratejik muhtevada gelişen her mücadele süreci illa da bir sonuca varır ki, bu istisnasız olarak her mücadelenin kaçınılmaz bir sonucu olarak, yengi-yenilgi, kazanma-kaybetme veya başarma-başarmama gerçeğiyle tezahür eder. Bu tabiata sahip olan mevcut süreçte de elbette kazananlar ve kaybedenler olacaktı, oldu da…

Özellikle siyasi iktidar açısından, seçim sonuçlarının bir yenilgi olduğu, buna karşın burjuva muhalefet için ise, küçümsenemez bir başarı elde edildiği söylenebilir. Yukarıda ilgili bölümde söylediğimiz gibi, burjuva cephede Erdoğan-AKP/MHP iktidar kliği seçimlerin kaybedeni, CHP ise kazananı oldu. İktidarın yenilgi aldığı veya yenilgi yoluna girdiği, CHP’nin ise gelişme trendi yakalayarak güçlendiği kaydedilebilir. Kazanan veya başarı sağlayanlardan bir diğeri ise, Yeniden Refah Partisi olarak değerlendirilebilir. İyi Parti gibi istisnalar can çekişmeye girerken, Perinçek gibilerinin akıbeti de yeniden tescillendi. Seçim sonuçları tablosu, burjuva cephede güçler dengesinin yeniden dizayn edilmesi veya edileceği değerinde genel bir durum ortaya koydu. Erdoğan-AKP/MHP iktidarı yaşadığı kan kaybıyla erime sürecinin eşiğine gelirken, CHP “birinci parti” cakasıyla erken seçimleri de zorlayan strateji temelinde iktidara gelmeye yakın bir dinamik haline geldi. Kısacası, yerel seçim sonuçları sadece az ya da fazla belediye kazanmakla sınırlı bir süreç olarak değil, burjuva klikler arası dengeleri sarsan genel bir süreç olarak anlam kazandı. Ve bu durum, erken seçim tartışmalarıyla iktidarın el değiştirmesine kadar ilerleyecek sürecin kapılarını da açmış oldu.

İktidar-muhalefet arasında değişen bu güç dengesi, toplumsal kitlelerin psikolojisine yansıyan etkiler de gösterdi. İktidarın baskı, açlık ve yoksullaştıran sömürüsü altında ezilerek burjuva muhalefeti çare gören geniş kitleler, CHP’nin bu gelişimini kendi lehine algılamakta, tepki vermektedirler. Kitlelerin umutlanması iyidir fakat CHP’ye ve dolayısıyla burjuva düzene yedeklenmeleri devrimci mücadele açısından kötüdür. Seçim sonuçları her halükarda burjuva düzene yedeklenme ve düzenin pekişmesine hizmet eden niteliktedir. Burjuva seçimlerden daha fazlasını beklemek de hayal olur.

Demokratik, devrimci ve sosyalist güçler açısından ise, hedeflenenlerin gerisinde bir sonuç elde edildiği, bizim gibi bazı güçler özgülünde ise, sonuçların belirgin biçimde başarısız olduğu söylenebilir. Negatif sonuçlara ve sınırlı kalan kazanımlara rağmen, mevcut sonuçları, özellikle de sol-sosyalist güçler için bir yenilgi olarak telakki etmek doğru olmaz; olsa olsa verili taktik bir yönelimde başarısızlıktır. Taktik zeminde alınan sonuçların en kötüsü bile yenilgi olarak tasavvur edilemez. En abartılı yaklaşımla bile alınan genel sonuçlar bu değerlendirmeyi doğrulamaz. Yenilgi tarifi ve yenilgi kavramına yüklediğimiz genel mana kapsamında, seçim sonuçları bağlamında yenilgiden söz etmek yanlış olsa da, başarısızlıktan söz etmek doğrudur. Bu sonuç ise moral motivasyon bozmanın değil, çıkarılan dersler üzerinden daha ileri bir hamlenin gerekçesi yapılabilir, yapılmalıdır da.

Daha iyi koordine olma, kolektif görüş ve iradeyi daha işlevli hale getirerek kullanma ve demokratik danışma mekanizmalarını işleterek mümkün olan geniş iradeyi kararlara yansıtma, daha hızlı iletişim ve tavır geliştirme yeteneği gösterme, gerektiğinde kurumsal merkezi inisiyatif ve yetkiler kullanma ve gerektiğinde demokratik işleyiş temelinde kararlar verme, dolayısıyla gerektiğinde katı merkeziyetçi, gerektiğinde ise demokrasi temelinde esnekliği uygulama ama mutlak suretle disiplinli hareket etme ve erken karar verme, sürekliliğe dayalı kalıcı ilişkiler sürdürme; örgütlenme çalışmasını sistemli görevler biçiminde yürütme, halk kitleleri içinde daha sıkı ve sistemli bir örgütlenme faaliyetinde bulunma, her çalışma ve örgütlenme faaliyetinde mümkün olan tüm örgütlü güçleri harekete geçirme, çalışma alanlarında kalıcı-yerel komiteler oluşturma ve kurumsal devamlılığı sağlama, bütün çalışma ve eylemsel süreçleri belirli ilkeler temeline bağlı ele alma ve ilkeleri eğip bükmeden uygulama, taktik siyasette ise ilkesel hatalara denk düşmeyen esnekliği uygulama, söz-eylem birliğinde tutarlılık gösterme, konuşma ile iş yapma arasında uyum yakalama vb. gibi davranış ve anlayış kurallarını içselleştirebilirsek, bu hatalarımızı ve başarısızlıklarımızı da bize öğreten bir öğretmene dönüştürüyoruz demektir. Ki, meselenin can alıcı özeti de şudur:

Seçimlerde alınan başarısız sonuçlar tamamen kurumsal olarak bizlere aittir ve bizlerin düşünce ve kararlarımızın sonuçlardır. Elbette ayrıntılarda birden fazla faktör tespit etmek, ittifak güçlerinin ittifaka uygun davranması-davranmaması, izlenen taktik siyaset hataları, isabetsiz tercihler vb. çerçevesinde bir dizi etkileyeni incelemek doğrudur. Fakat, topu taca atamayız; son tahlilde belirleyici öğe, kurumsal irade ve sorumluluk bağlamında olmak kaydıyla kendi düşünce ve pratiklerimizin sonuçlarının sorumluluğu da bizimdir. Bağımsız çizgi ve tercihler temelinde kazanmamızın tamamen mümkün olduğu yer ve adaylarımız olmasına rağmen, bunda ısrar ve irade göstermedik, aksine ittifak uğruna risk göze aldık ve tercihlerde bulunduk. Bu kurumsal tavır ve sorumluluk olarak bizleri bağlar, doğru-yanlış bizlerin iradesidir; zorla mecbur edildiğimiz bir tercih değildir.

Bu yazı ilk olarak Halkın Günlüğü Gazetesi‘nde yayımlanmıştır.



Mayıs 2024
PSÇPCCP
 12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
2728293031 

Daha Fazla Editörün Seçtikleri Haberler