Bizimle iletişime geçin

Makale

Burjuva İktisadi Kriz, Burjuva “Çözüm” Projeleri ve Sermayeye Açılan Yeni Rant Kapıları!

Mehmet Şimşek görev alır almaz; “rasyonalist ekonomik politikaya dönmek dışında bir tercihinin kalmadığını” söyledi. Yani bugüne kadar AKP iktidarın uyguladığı ekonomik modelin rasyonel olmadığını, yanlış olduğunu vurgulamıştır.

Emperyalist sermayenin yoğunlaşma ve merkezileşmesinde görünen devasa büyüme, üretim araçlarının üzerindeki kapitalist özel mülkiyetin, dünyanın zenginliklerini daha fazla büyük sermaye gruplarının elinde toplamıştır. Ezilen ve sömürülen yığınlara açlık ve yoksulluk olarak dayatılan bu kapitalist iktisadi-siyasal işleyiş, büyüyen sermaye-yoksullaşan yığınlar denkleminde ilerlemektedir. Bu eşitsiz gelişme sürekli sistemde yeni ekonomik krizleri yaratmaktadır. Dolaysıyla kapitalist üretimin devasa merkezileştiği günümüzde, yeni ekonomik krizlerde sürekli ortaya çıkmaktadır. Doğası gereği belirli aralıklarla ortaya çıkan krizler, emperyalist sermayenin merkezileşmesine bağlı olarak daha kısa periyotlarda yaşanmaktadır. Çünkü sermayenin devasa merkezileşmesi, dünyayı küçük bir köye dönüştürmüştür. Üretimi çok yaygın biçimde değişik farklı ülkelere özelikle emeğin ucuz olduğu ülkelere yaymıştır.

Herhangi bir ülkede ortaya çıkan ekonomik bunalım/kriz diğer ülkeleri etkilemektedir. Emperyalist sisteme bağlı Türk devletinin ekonomik ve siyasal işleyişinde ortaya çıkan bunalım/krizler de diğer ülkelerden etkileniyor ve etkiliyor. Türk devletinin ekonomisi, emperyalist kapitalist sistemle bütünleşmiştir. Kapitalist ülkeler Türkiye’nin ekonomisine yön vermektedir. Bazı dönemlerde sermayenin iç pazara akması, bazı dönemlerde sermaye musluklarının kısılması kapitalist devletlerin isteğine bağlı olmaktadır. Türk devletinin tutturduğu bağımsızlık “millilik ve yerlilik” retoriğinin asıl gizlemek istediği şey bu bağımlılık durumudur.

2002’de iktidara gelen AKP; Kemal Derviş’ten kalma ‘verimliliğe dayalı’ büyüme ekonomik modeline sarılarak, bir avuç iktidara yakın şeriatçı kesimi ve de aile çevresini zenginleştirmiştir. Bu süreçte rüşvet, hırsızlık, çalma, yolsuzluk ve benzeri devletin en üst kademesinden alta kadar sisteme hâkim hale getirildi. Devletin imkanlarını ve halktan topladıkları vergileri kendi saltanatını sürdürmek için kullandılar. Halkın tepkisini önlemek için ise, Diyanet İşleri Başkanı’nı yanına alarak İslam inancına sahip emekçileri etkileyen bol bol fetva verdiler. Açlık, yoksulluk içinde olanların kendi kaderlerinin olduğunu, fetvalarla ikna etmek istediler.

 AKP iktidarının halka çıkardığı ağır fatura!

AKP iktidarın uyguladığı ekonomik programın bilimsel ve denenmiş ve de kısmi başarı sağlamış bir tarihsel geçmişi yoktur. T.C kuruluşuyla uygulanan ekonomik politikanın en çürük, yıkıma yol açan ekonomik modelin dışında, her şeye benzeyen modele sahip olmuştur. Örneğin; AKP iktidarı, üretime dönük yeni istihdam alanlarını yaratmamış, KOBİ işletmeleri desteklememiş, tarımın gelişmesi için destek kredileri vermemiş, ülke ekonomisinde ithalat girdilerinin yolunu açarak, inşaat sektörü üzerinde gelişmeye ağırlık vermiştir. Devletin bu uygulaması sonucu, istihdam alanların bir bölümü kapanmış, KOBİ’ler rekabete dayanmadığı için ayakta kalmamış, bir bölümü kapanmıştır, çiftçiler tarım alanını terk etmiş kentlere yerleşmiştir. Hiçbir ekonomik modelin bu tarzda sürdürülmesi mümkün değildi.

 AKP dönemi Türkiye tarihindeki yolsuzluk ve hırsızlık anlayışı büyüyerek tescil oldu. Devletin kredi muslukları iktidar yanlısı bir avuç kesime açıldı. KİT’ler, iktidara yakın ilişkide olan kişilere satıldı. 2002 yılından 2021 yılın sonuna kadar 273 özelleştirme yapıldı. Yapılan satışlarda 63 milyar dolar kazanç elde edilmiştir. Her tarafta yapılan gökdelenler, yollar, köprüler ve havalimanlarının faturası yoksullara çıkarıldı. Emperyalist büyük tekellere, yer altı ve yer üstü zenginlik yerleri satılarak sıcak para ülkeye geldi fakat istihdam yerleri açılmadı. Milli hasılanın büyümesinin üzerinde büyük etki yapmış olan inşaat sektörü ve dış ülkelerde gelen sıcak sermayenin, ekonominin büyüdüğü gibi manipülasyonu dönemin medyası tarafında yapıldı. Tabii gerçek bu değildi. Sermaye üretken alanlara yatırılmadı.

İnşaat sektöründe tıkanma, tarım sektöründe kullanılan ürünlerin Türkiye’nin üretmemesi dışarda ithal etmesi, enerjinin yüksek fiyatla dışarda alınması, sanayi ürünlerin yapımında ara ürünlerin dış ülkelerden satın alınması sonucu sürekli dış ticarette açık verildi, cari açık yükseldi ve döviz sıkıntısı yaşandı. Yeterli döviz bulamayan devlet borçlarını ödemeyerek sürekli ertelemek zorunda kaldı. Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Standard & Poors (S&P) sürekli Türkiye’nin notunu düşürmesi, büyük tekellerin Türkiye’ye yatırım yapması noktasında onları tedirgin etti. Bir kısım sermaye Türkiye’den çekildi.

Ekonomik alanda koyu sömürü sürerken, siyasi alanda da koyu faşist baskılarla bütünleşti. Türkiye’de insan haklarının ihlali süreklileşti, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine giden dosyalar çoğaldı, keyfi uygulamalar, işçi ve emekçilerin düşük ücretlerle çalıştırılması gibi toplumsal sorunlar patlak verdi. Türkiye’nin siyasal ve ekonomik trendi AKP hükümeti biçiminden tek adam diktatörlüğüne dönüşmesi ile sonuçlandı.

Ekonomik ve siyasal alanda Türkiye tarihinde görülen yapısal sorunlar, Cumhurbaşkanı hükümet sistemiyle katı ve sert biçimiyle dışa vurdu. Gerileyen, daralan Türkiye’nin ekonomik gerçekliği tek adam iktidarıyla su yüzüne çıktı. Ekonomiyi düzetmek için Merkez Bankası yol geçen hanına dönüştü. Gece yarısı, Merkez Bankası’nın başkanlarını değiştirme kararnamesi imzalandı fakat hiçbir değişim olmadığı gibi ekonominin trendi baş aşağı gitmeye devam etti: Cari açık büyüyordu, Türk parası sürekli değer yitiriyordu ve bu da tüketim fiyatlarına yeni zamları getiriyordu. Gelinen noktada enflasyon 3 hanelik rakamı yakalamıştır. Emekçilerin asgari ücretleri sürekli enflasyon karşısında eridi. “Nas”ın ekonomik hayatta bir karşılığı olmadı. Gerçek realite budur. Hizmet, tarım, sanayi sektöründe büyüme görünmüyor. Türkiye ekonomisi stagflasyon sürecine girmiştir. Geniş tanımlı işsiz sayısı 9 milyon 138, işsizlik oranı yüzde 23,8 oldu. İşçi sınıfının hiçbir güvencesi yoktur. Her 10 resmi işsizden 1 kişi işsizlik ödeneği alıyordur.

Ayrıca, ekonomik ve siyasal krizler sonucu baskı, sömürü ve ayrımcı politikalar ezilen sınıflara ve cinsiyetlere dayatıldı. Her bunalım ve kaos altında en fazla sömürülen ağır faturayı sırtında kambur gibi dolaştıran kadınlar olmuştur. Bugün ortaya çıkan durumda da kadınlar en fazla etkilenen kesim olmuştur. Verilen resmi rakamlarda geniş tanımlı kadın işsizliği, erkek cinsinden daha fazladır. Bu sayı yüzde 31,3 olmuştur.

Emekçilerin gayri milli hasılada aldıkları payın sürekli gerilemesi, geniş yığınlar ile sermaye grupları arasındaki uçurum sürekli büyütüyor. Sermaye ise işçiyi sömürerek elde ettiği artı değeri sürekli artırıyor. İşçinin kendisi için çalışma süresi azalırken, patron için çalışma süresi uzuyor. Türkiye’de yapılan araştırmada, işçi ve emekçilerin emeğini sömürme boyutunun sonuçları şöyledir. ‘Toplam sanayide birim ücret endeksi, verimlilik artışının işçilerin ücretlerine yansıtılmadığını, 2012 yılından bu yana verimlilik ve ücretler arasındaki açılma eğiliminde olan makas, 2020 2. çeyreğinde de açılmaya devam etmiş, 2012’den bu yana saatlik işgücü verimi yüzde 51,1 artarken, işçilerin reel ücretinde sadece yüzde 14,8 artış yaşandı. Özetle, reel ücretlerdeki artışlar verimlilik artışının gerisinde kaldı. İşçiler daha çok çalıştı, daha çok üretti ancak bu artıştan pay alamadı. Böylece sanayide sömürü yoğunlaştı. İşçiler 2012’ye göre yüzde 51 daha fazla üretirken, bu üretim artışı ücretlere yansımadı.’

İşçilerin fazla harcadığı emeği, işçilerin ücretlerine yansımayarak, patronun kasasına akmıştır. Geçinmesi için emeğini satmak zorunda kalan emekçiler her sene borç altında yaşamak zorunda kalırken, emeğinin sonucu üretilen nesneye yabancı durumuna düşürülmüş, patronlar tarafında daha fazla sömürülmüş, AKP iktidarında 12 sene içinde sömürü yüzde 51 artmıştır.

Yoksulluk, açlık sınırı içinde yaşayan emekçilerin kendi geçimlerini sağlamak için kredi kartlarını kullanmıştır ancak uzun süreli kredi kartlarının borcunu ödemeyerek yasal takibe alınmıştır. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) verilerine göre kredi kartı, tüketici kredileri ve ticari krediler yoluyla bireyler tarafından kullanılan toplam kredi tutarı 6 trilyon 410 milyar 633 milyon Türk Lirası (TL) olduğunu, 2022 yılının birinci çeyreğinde 163 milyar TL’sinin takipte olduğunu açıkladı. Krediler nedeniyle, 4 milyon 148 bin kişinin borcu devam ediyor. 2022’nin ilk beş ayında borcunu ödeyemediği için yasal takibe girenlerin sayısı, bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 83 artarak 748 bin 437 kişi olduğu açıklandı. Türkiye gerçekliğinin tablosu bu.

Ayrıca, enflasyon ve cari açığın olması, Türkiye’nin iç dinamiklerinden kaynaklandığını bunun esas olduğu açıkken, bunu tetikleyen diğer sorunda şudur. Dünya kapitalist sermayenin musluklarını elinde tutan G7’lerin uyguladığı ekonomik programın tersine, Merkez Bankası faizleri düşürdü. Kapitalist devletler kredi faizlerini yükseltirken, kısmi durgunluk sürecine girerek, enflasyonun önüne geçmeyi uğraşı içindeyken, Türk devleti ise tersine bir ekonomik program izleyerek, banka faizlerini düşürmüştür. Bu gelişme, Türk ekonomisinin gelişmemesinde derin etki yaptı. İhracat ve ithalat arasındaki derin uçurum oldu.

Bu koşullar içinde genel seçim ve Cumhurbaşkanı seçimleri gerçekleşti. Devletin tüm imkanlarını elinde tutan AKP iktidarı ile milliyetçiler, Kürt düşmanı kesimler, İslamcılar seçimlerde birlikte hareket ederek, kitlelerin sorunları dışında suni gündemleri yaratarak, montaj videoları paylaşarak, sandıklarda oyları çalarak seçimleri az bir farkla kazandılar.

Geniş yığınların temel sorunu haline gelmiş ekonominin kimlerin yöneteceği sorunun cevabı aranırken, AKP iktidarı döneminde (2009-2015 yılları arasında) ekonomi ve hükümette belirli görevleri yapan, Mehmet Şimşek’i Hazine ve Maliye Bakanlığına, Merkez Bankası’nın başına da Amerika’ dan getirdikleri Hafize Gaye Erkan’ı yerleştirdi.

 Kendine demokrat olarak adlandıran ekonomi uzmanlarının bir bölümü, enflasyonun düşürüleceği, Türk Lirasının kuvvetleneceği, cari açığının dengeleneceği gibi sebeplerden dolayı, Mehmet Şimşek’e destek verilmesi gerektiğini açıkladılar. Kitlelerin dikkatini emek ve sermaye çelişkisinden uzaklaştıran, tek kişinin kurtarıcı, şirin göstermeleri bugüne kadar burjuva sistemin sürekli baş vurduğu kitleleri aldatma yöntemi olmuştur. Bu taktik bugün de uygulanıyor.

Sermayenin “yeni” aktörü Mehmet Şimşek ve ezilenlere ödetilecek yeni ekonomik bedeller!

Mehmet Şimşek görev alır almaz; “rasyonalist ekonomik politikaya dönmek dışında bir tercihinin kalmadığını” söyledi. Yani bugüne kadar AKP iktidarın uyguladığı ekonomik modelin rasyonel olmadığını, yanlış olduğunu vurgulamıştır. Ekonomi kitabını yazdığını söyleyen, her konuşmasında faiz sebeptir, enflasyon neticedir vurgusunu sürekli belirten Erdoğan’ın ekonomik modelin yanlış olduğunun beyanıydı bu. Akabinde sürdürülebilir yüksek büyüme içinde mali disiplin tesis edilmesi vurgusunu yaptı.

A- Sürdürülebilir yüksek büyüme içinde mali disiplin ezilen emekçilere ağır faturanın getireceği açıktır. Ağır faturaları emekçilere ödettirmeden, yüksek büyümenin olması bugünkü ekonominin bulunduğu durumda mümkün değildir. İçte kamu borçların, kapitalist ülkelere borcunu ödemeyen, sürekli ertelemek zorunda kalan, para basarak, devlet tahvillerini satarak, kamu borçlarını ödemek zorunda kalan Türkiye’nin, dış ülkelerde borçlanarak kredi almadığı sürece, ekonominin kısmi oranda rayına oturması mümkün değildir.

B- Merkez Bankası’nın kısa süre içinde faizlerin artıracağını tahmin ediliyor. Bunun ağır sonuçları işçi ve emekçiler çekecektir. Özelikle tüketim mallarına yeni vergiler gelecektir. Ayrıca kredi faizleri artırarak sıkı para ekonomisine geçilmesi KOBİ üretimin daha fazla iflasını getirecek ve ayakta durması imkansızlaşacaktır. Zira, KOBİ’lerin önemli bir kesimi kredi almış veya banka kredisini alarak işletmelerini yürütmektedirler. Faizlerin yükseltilmesi bu kesimin yaşayabilme olanaklarının zorlaşmasıdır. Türkiye ekonomisinde ağırlıklı olan KOBİ işletmeciliğin çökmesi siyasal etkileri derin olur.

Faklı sektörlerde olduğu gibi, konut sektöründe bir gerilemenin olacağı, kredi yoluyla konut alanların kısa süre içinde yeni kredilerin alımında yüksek faizle alacaklarını düşünürsek, bundan daha öncesi Amerika’da baş gösteren konut krizi gibi yeni bir bunalımın baş göstermesi muhtemeldir.

C- Kredi faizlerin yükselmesiyle enflasyonun kontrol altına alınacağını, paranın değerini kuvvetlendireceğini beyan eden düşünceler bir avuç sermayenin çıkarlarını savunanlardır. Bu reçetenin bedeli acı olacaktır. Kapitalist devletler bir seneden beri sürekli faizleri üste çekmişlerdir. Ama nafile! Enflasyon kontrol altına alınamıyor, bunun farkına varan FED faizleri sabit tutmak zorunda kaldı. Ekonomisi geri olan ülkelerde bu daha fazla pahalıya patlayacaktır.

D- Yüksek faizin amacı, ekonominin gelişmesini kontrol altına alınması için ekonomiyi kısmi küçültülerek enflasyonu baskılanmak için belirli dönemde Merkez Bankası tarafından uygulanıyor. Türk ekonomisinde küçülme ve daralma varken, faizin yükseltilmesi, yangına benzinle gitmektir.

E- Faizlerin yükseltilmesiyle sermayeyi Türkiye’ye çekmeyi amaçlanıyorsa ve gelen sermaye cari açığını kapatmaları, Merkez Bankası’nın döviz limitinde kısmi nefes alması gibi amaçlanıyorsa; daha önce Mehmet Şimşek’in başında olduğu ekonominin ezilenlere bıraktığı ağır tahribat gibi, aynı çöküş sağlanacaktır.

Sonuç olarak; yazının giriş bölümünde belirtiğimiz gibi, kapitalist sistemin karakterinden ortaya çıkan ekonomik krizlerin esası, kapitalist mülkiyet sistemi ve sermayenin emperyalist yayılmacılığıdır. Farklı coğrafyalarda patlak veren bunalımlar ve ekonomik/siyasal tıkanmaların esası kapitalist özel mülkiyetin sonucu azami kardır. Emeğini satarak geçinmek zorunda kalan ezilen geniş yığınlar kendi emeğinin karşılığını alamadığı sürece ağır ve derin ekonomik/siyasi krizler ortaya çıkacaktır. Emekçiler kendi sorunlarını örgütlenerek çözmek zorundadırlar.  



Haziran 2024
PSÇPCCP
 12
3456789
10111213141516
17181920212223
24252627282930

Daha Fazla Makale Haberler