Bizimle iletişime geçin

Editörün Seçtikleri

Boşluk Tanımayan Dinamik Mücadele, Belirsizlik ve Beklemeyi Kaldırmaz

Devrimci hareketin iç ideolojik-teorik tartışmalar ve dar döngüye hapsolan anlamsız kavgalarla meşgul olup, örgütsel kaoslara sürüklenmeye daha fazla tahammülü yoktur, olamaz, olmamalıdır. İdeolojik mücadele ile siyasi mücadele arasında, kesinlikle ve kesinlikle siyasi mücadeleden yana ağır basacak olan bir dengeyle hareket etmesi ve ideolojik mücadeleyi bu denge esasında ele alması elzemdir… Devrimci enerjiyi siyasi mücadelede kullanmak her zaman yeğdir, yeğ tutulmalıdır…

Uzun bir mücadele tarihinden geliyoruz. Örgütsel yenilgiler, ağır darbeler ve acı kayıplar saklıdır bu tarihte. Keskin ve sert çatışmalardan, pusulardan geçtik. Stratejik kuşatma ve imha operasyonlarına tabi tutulduk. Vurulduk da… Yıldızlar yolculadık göğe… Baltalandık, kırıldık, örselendik; lakin geçici örgütsel yenilgilerden gayrı stratejik yenilgi almadık, tanımadık da!.. Tarihimiz buna tanıktır, bunu öğreten destanlarla dolu mücadeledir!..

Yenilmeden yenmeyi, kaybetmeden kazanmayı öğrenemez; sınıflar mücadelesinin yasasıdır bu. Mücadele ederek mücadeleyi öğrenen mirastan geliyoruz. Bitti dendiği yerde yeniden filizlenen ve unutulmasın ki, her defasında harlanarak yükselendir tarihimiz. Nafiledir yol üstündeki büküntülerin tesiri, çelmesi kudretsiz ve tarihsel bühtandır doğrultumuz adına verilen fetva. Söz-irade bizim, karar bizimdir; yazgımız devrimcidir, bize rağmen yazılamaz!.. 

Mücadele amansızdır, boşluk tanımaz!..

Sessizliğe gömülmenin zamanı değil, moral bozukluğuna hiç gerek yok. Geçici politik atmosferin yapay kuşatmasına teslim olmak devrimci adına affedilemez bir hatadır! Yoğun çalışma sürecinin yarattığı yorgunluk olağandır ama daha fazla zaman kaybına yol açan atalet büyük hatadır! Mücadelede süreklilik kurumsallık paha biçilmez bir değere sahiptir. Demokratik mevzi ve maddi kazanımlara dayalı sonuçların elde edilememesi ve mevcut olanların yitirilmesi açısından gerçek olan başarısızlık, feryat-figan eden duygu yüklü öfkeli tepkilerin güdümünde hareket etmekle değil, serinkanlı bilimsel tavırla biçimlenen rasyonel yaklaşım ve politikalar temelinde karşılanabilir. Eğriyi düzeltip doğruyu geliştirmek, genel-geçer prensiptir. Başarısızlık vesilesiyle mayalanan tepkilerin güdümüne girmek ise, büyük yanılgıdır, başarısızlığı daha da büyüten yoldur. Bu, “pireye kızıp yorganı yakma” ahmaklığıyla eştir. Başarısızlıktan hazin sonuçlar çıkarmak proleter devrimcilerin işi olamaz. Onların tavrı daha kararlı, daha sıkı ve daha çok çalışmaya kenetlenmek; başarısızlığı başarının manivelası yapmaktır…

Uzun soluklu mücadele süreci, başarılar kadar başarısızlıkları da tanıyan diyalektik gelişme hattıdır. Taktik mücadele kulvarında başarısızlıklar sonucuyla tanışmak, stratejik devrimci seyrin motivasyonunu sarsamaz, mücadele görevlerindeki kararlılığı esnetemez. Devrimci motivasyon taktik başarısızlıklar karşısında sarsılacak kadar zayıf ve kırılgan değildir. Karamsarlık, devrimci bilinç ve iradeyle asla bağdaşmaz. Taktik sürece abartılı misyonlar yükleme yanılgısı moral bozukluğunun temel kaynağıdır. Süreci, stratejik bir mücadele dilimi değil, taktik bir mücadele parçası olarak kavramak tek doğru yaklaşımdır. Başarısızlık ruh halinden çıkarak bunun negatif etkilerini ters yüz eden devrimci perspektifle toparlanmak ertelenemez bir zorunluluktur…

Önemli ve ama taktik önemde bir çalışma süreci ve bu sürecin görevleri (eksiği-fazlasıyla) yürütülerek geride bırakıldı. Tamamen devrimci niyet temelinde başarı hedefiyle büyük emekler verilerek yürütülen taktiksel mücadele süreci, beklenen veya hedeflenen sonuçlara ulaşmadı-ulaştırılamadı. Bu sonuçlardan ders-tecrübe çıkararak öğrenmek şartken, başarısızlıkların faturasını çıkarma anlamında izlenen politikanın zayıflıklarını masaya yatırmak da bir ihtiyaçtır. Başarısızlıkların elbette sebepleri vardır ve bunlar ittifaktan, aday göstermeye kadar izlenen politika temelinde genel bir muhasebeye tabi tutulmak durumundadır. Fakat bundan önce ve gecikmeksizin, mücadeleyi kesintiye uğratmama tavrı temelinde önümüzdeki devrimci görevler sürecinin yeni çalışmalarla planlayıp yürütülmesi elzemdir. Mücadele boşluk tanımaz. Ya sen onu sürüklersin ya da o seni sürükler, sürece uygun bir pozisyon alamazsan süreç seni ezip geçer…

Evet, başarısızlıklarımızdan bahsetmeli, onları muhasebe etmeli, gerekli dersleri çıkarmalıyız. Şayet bir çalışma veya taktik değerinde politik bir mücadele hedeflenen ya da hedeflediği sonuçlara ulaşamıyor ve daha da önemlisi kazanmış olduğu mevzileri elde tutarak korumayı başarmıyor, aksine kaybediyorsa, burada başarısızlıktan bahsetmek kaçınılmazdır. Başarısızlık bir sonuçtur ve kesinlikle nedenlere dayanır. Bu nedenlerin doğru objektif yaklaşım temelinde açığa çıkarılarak tespit edilmesi, başarısızlığı başarıya dönüştürmenin ilk adımıdır… 

Beklenecek ve kaybedilecek zamanımız yoktur. Ne kendiliğindenciliğe tahammül gösterebilir, ne de “bekle-gör” politikasına düşerek monoton seyre müsamaha gösterebiliriz. Başarısızlıktan alınacak tek işaret, başarmak için daha fazla çalışmaktır. O halde, diri devrimci ruhla demokratik ve devrimci faaliyetlerimizi yoğunlaştırmalı, yeni görev ve çalışmalarla mücadeleye ivme katmalı, en önemlisi de kitlesel gösteri, protesto ve eylem-etkinlikler gerçekleştirerek, geniş taban kitlemizde düşüş gösteren moral-motivasyonu tahkim ederek güçlendirmeye sıkıca sarılmalıyız…

Devrimci enerjiyi siyasi mücadelede kullanmak her zaman yeğdir

Siyasi gelişme ve gündemler kapsamında, iktidarın Filistin meselesinde sergilediği ve bizzat ticari ilişkilere dönük itiraflarıyla da deşifre olan ikiyüzlü riyakârlığını konu alan siyasi teşhir kampanyasıyla gerçek yüzünü kitlelere göstermeliyiz. İktidarın en zayıf halkalarından biri, “Filistinli kardeşlerimiz” diyerek Siyonist İsrail devletiyle ticari ilişkilerin sürdürülmesi, fiilen İsrail Siyonizm’ine destek verilmesi gerçeğidir. “Din-İslam kardeşliği” safsatası gibi, “yerli-milli” demagojisinin özü de açığa çıkmıştır. Mevcut zemin, iktidarın siyasi teşhirine dönük güçlü bir devrimci ajitasyon-propaganda yürütmek için elverişlidir. Kitlelerle bağ ve ilişkiler bu çalışmalar içinde kuvvetlendirilebilir.

Siyasi süreç ve gündeme bağlı olarak, 30 Mart ve 6 Mayıs tarihlerinin ortak devrimci değerlerimiz olduğu bilinciyle ele alınmalı, ortak eylem ve etkinlikler düzenlenerek devrimci kitlelere moral ve güven verilip, birleştirilmelidirler. 1 Mayıs etkinliklerinde görselliğe ve kitleselliğe önem veren görkemli kortejler yaratma hedefiyle harekete geçilmesi ve zaman kaybetmeden çalışmalara girişilmesi ertelenmemelidir. 1 Mayıs’ın “Dayanışma-Birlik-Mücadele” ruhuna uygun olarak, işçi sınıfının bayramı büyük bir devrimci coşkuyla, disiplinli, düzenli ve kitlesel bir görsellikle kutlanmalıdır… Burjuva partilerin, sendika ve genel olarak STK’ların beyan ettiği Taksim Meydanı bizler için de hedef olmalıdır. Taksim her bakımdan zorlanmalı, meşru olan tüm direniş hakkı kullanılarak ısrarcı bir irade ve duruş ortaya koyulmalıdır… 1 Mayıs gösterileri toparlanarak atağa geçmenin ve kitlemize moral aşılamanın vesilesi yapılarak, mümkün olan en geniş ve en güçlü katılımla örgütlenmeli, devrimci coşkunun kabarmasına basamak yapılmalıdır… 

Hemen akabinde ve hatta iç içe bir süreç olarak, 18 Mayıs etkinliklerine de coşkulu devrimci ruhla hazırlanmalı, farklı formatlarda etkinlikler düzenlenmelidir. Anma etkinliklerinin Partizan ile ortak yapılması kitlelerde destek bulup gerekli heyecan ve dinamizmi hasıl ederken, güçlerimizin bu sürece en geniş ve etkin biçimde katılıp kurumsal bilinçle harekete geçmesi ön çalışmalarla sağlanmalıdır. Kaypakkaya orijinli hareketlerin tek kortejde yürümesi, bu olmazsa arkalı-önlü bitişik kortejlerde yer alması için gerekli çaba harcanmalıdır… Özetle, anlamlı ve tarihsel günlerin devrimci özüne uygun olarak ele alınıp devrimci mücadelenin kitleselleşerek ilerletilmesine vesile yapılmalıdır…

Yerel seçimlerde darbe alan iktidar yaşadığı bozguna rağmen psikolojik üstünlüğü elden bırakmadan yeni komplo, provokasyon, saldırı ve baskılarla moral üstünlüğünü yeniden ele geçirmek istiyor, isteyecektir. Bir taraftan anayasa çalışmalarıyla kendisine uygun siyasi-hukuki şartlar tesis etmeye çalışırken, diğer taraftan savaş saldırganlığına başvurarak katliamlar planlıyor, ırkçı-faşist Türk milliyetçiliğini kışkırtarak destek devşirmeye çalışıyor. Bu gerçeklik, iktidarın siyasi teşhirine dönük kampanyaları geliştirilmesini şartlarken, aynı zamanda faşist baskı ve saldırganlıklarına karşı hem kitle hareketini ve hem de devrimci direncin geliştirilmesini ihtiyaç ediyor…

Devrimci hareketin iç ideolojik-teorik tartışmalar ve dar döngüye hapsolan anlamsız kavgalarla meşgul olup, örgütsel kaoslara sürüklenmeye daha fazla tahammülü yoktur, olamaz, olmamalıdır. İdeolojik mücadele ile siyasi mücadele arasında, kesinlikle ve kesinlikle siyasi mücadeleden yana ağır basacak olan bir dengeyle hareket etmesi ve ideolojik mücadeleyi bu denge esasında ele alması elzemdir… Devrimci enerjiyi siyasi mücadelede kullanmak her zaman yeğdir, yeğ tutulmalıdır…

Göz ardı edilemez bunca eleştiri, tecrübe ve pratikten sonra, daha keskin bir mücadele sürecine girmek devrimci hareket açısından artık ertelenemez bir gereksinimdir. Bu tüm pratik süreçte devrimci bir ihtiyaç olarak net biçimde ortaya çıkmıştır. Belirli bir kulvara hapsolan ve esasta bu rotada biçimlenen mücadele sürecinin tasfiyeci eğiliminin gerilemediği, bilakis güçlendiği genel bir doğrudur. O halde, daha militan bir mücadele pratiği tercih olmaktan öteye nesnel bir zorunluluktur; gereklidir, doğrudur. Sınıf mücadelesi boşluk tanımaz! Çünkü o dinamiktir!

Örgütlü mücadele güçlerinin mücadelenin devrimci diyalektiğine uygun ve bu diyalektiğin dinamizmiyle doğru orantılı bir pratik hat izlemesi ideal olandır. Kolektif kurumsal hareketin sınıf mücadelesi dinamizmine paralel bir dinamizm göstermesi mücadelenin temel ihtiyacı ve genel mantığıdır. Kurumsal kimlik altında her alanda örgütlü bulunan tüm güçlerin merkezi koordine içinde hareket ederek devrimci görevlerde sergileyeceği ortak enerji gelişmenin anahtarıdır. Bu potansiyelimiz var ve bu iradeye de sahibiz…

Bu yazı ilk olarak Halkın Günlüğü Gazetesi‘nde yayımlanmıştır.



Mayıs 2024
PSÇPCCP
 12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
2728293031 

Daha Fazla Editörün Seçtikleri Haberler