Bizimle iletişime geçin

Basın

Gazeteciler: Tutsak gazeteciler için mücadeleyi büyütmeliyiz

Tutsak gazeetcilerin bir an önce serbest bırakılması gerektiğini vurgulayan gazeteciler, “Türkiye’de basın özgür değil. Türkiye’de iktidar gazetecilere dönük adeta savaş açmış durumda. Basın özgürlüğü için, tutsak gazetecilerin özgürlüğüne kavuşması için, dayanışmayı büyütmeli ve etkili bir mücadeleyi hayata geçirmeliyiz” dedi.

Yadigar Aygün / İstanbul

Bugün 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü. Türkiye’de basın ve ifade özgürlüğü her geçen gün geriye gidiyor. Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü’nün (RSF) basın özgürlüğü listesinde Türkiye 2023 yılında 180 ülke içinde 165. sırada yer aldı. Dicle Fırat Gazeteciler Derneği(DFG) verilerine göre 41 gazeteci hapishanede.  Geçtiğimiz günlerde Kürt basınına yapılan operasyonda 9 gazeteci gözaltına alındı. Gazeteci Erdoğan Alayumat, Mezopotamya Ajansı muhabiri, Esra Solin Dal ve Mehmet Arslan tutuklandı.  Meslektaşımız, MA muhabiri Esra Solin Dal, bir insanlık suçu olan çıplak aramaya maruz bırakıldı. 25 Ekim 2022 tarihinde yapılan ev baskınlarında gözaltına alınan ve Diyarbakır Kadın Kapalı Hapishanesi’nde tutulan gazeteci Derya Ren’in tahliyesi “disiplin cezası” gerekçesiyle 3 ay ertelendi.  3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nde gazeteci Diren Yurtsever ve gazeteci Serpil Ünal ile Türkiye’deki basın özğürlüğünün durumunu, gazetecilerin yaşadığı sorunları konuştuk.

Türkiye’de gazeteciler hangi sorunlar ile karşı karşıyadır?

Gazeteci Diren Yurtsever: Türkiye’de gazeteciler, en yoğun yargı baskısı ile karşı karşıya. İktidarlar, kendilerini var etmek için ya medyayı kontrolüne alır ya da kontrolüne alamadığı medyayı sansür, baskı ile sindirmeye çalışılır. Özellikle meşruluğunu kaybeden, her geçen gün topluma karşı suç işleyen ve giderek otoriterleşme eğiliminde olan Türkiye’deki mevcut iktidarda  güdümüne aldığı ve siyasallaştırdığı yargıyı bir sopa gibi gazetecilere karşı kullanıyor. Deyim yerindeyse haksız ve hukuksuz tutuklamalarla, gözaltılarla, davalarla gazetecileri “terbiye” etmeye çalışıyor.  Bunun doğurduğu  iki önemli sonuç var gazeteciler açısından: Birincisi iktidarın bu baskısı medyada sansüre, gazeteciler de otosansüre yol açıyor. Günümüz Türkiye’sinde gazetecilik yapmanın koşulları neredeyse kalmadı. Gazeteciler, kendilerini yeterince özgür bir şekilde ifade edemiyor ve mesleklerini icra edemiyor. Diğer bir sonucu da iktidarın güdümüne girmeyen gazeteciler sırf bu yüzden işsiz kalabiliyor. Ya işsiz kalmamak için iktidarın belirlediği sınırlar içinde kalıyor, ya da işsiz kalıp ciddi ekonomik sorunlar yaşayabiliyor. Ama her iki durumda da gazeteciler bugün Türkiye’de kendilerini güvende hissetmiyor, hem siyasal açıdan hem de ekonomik açıdan. Gazeteciler sırf gerçekleri yazdığı için bir anda hedef gösterilerek “terörsit” olabiliyor. Ya da bir anda işinden edilebiliyor.

Gazeteci Diren Yurtsever: Gazetecilerin haber yapma hakkı engellenirken, toplumunda haber alma hakkı engelleniyor. Yine gazetecilerin yaşadıkları sorunlar arasında şiddet ve dijital saldırılar var. Gazetecilerin yolsuzlukları, kadına karşı şiddet ve tacizi, çocuk istismarı gibi suçları açığa çıkaran haberlere imza attığı için şiddete maruz kaldığı örneklerini sık görüyoruz. Gazeteciler dijital saldırılara maruz kalıyor, tehditler alabiliyor özellikle kadın gazeteciler dijital saldırı ve tacizlere en fazla maruz kalanlar arasında yer alıyor.  Yani özcesi gazeteciler özellikle Türkiye’nin son 10 yılında başta yargı baskısı olmak üzere bir dizi hak ihlali ve sorunla karşı karşıya kalıyor. Bunu Türkiye’nin siyasal atmosferinin dışında tutamayız. Uzun süredir anti demokratik uygulamaların hayata geçirildiği, Anayasasızlığın dayatıldığı her türlü meşru, demokratik hak talebinin “kriminalize” edildiği, düşünce ve ifade özgürlüğünün askıya alındığı Türkiye’de, gazetecilerde tüm uygulamalardan doğrudan etkileniyor ve hedef haline geliyor.

Gazeteci Serpil Ünal: Türkiye’de gerçekleri halka, emekçilere ulaştırmak isteyen gazeteciler büyük bir baskı altında. Neredeyse her ay gözaltına alınan, tutuklanan arkadaşlarımız var. Yaptığımız haberler, paylaşımlar nedeniyle her an gözaltına alınabiliyor hatta  tutuklanma biliyoruz. Tutuklanan gazeteciler iddianameleri dahi hazırlanmadan aylarca tutsaklığa mahkum ediliyor. T.C devletinin savaş, ilhak, soykırım, işgal, imha politikaları nedeniyle özellikle Kürt gazetecilere yönelik baskı daha da fazla. Bunun dışında haber takiplerinde direkt basın emekçilerine yönelik bir saldırı da söz konusu. Bir haber takibinde polis saldırısını, işkenceli gözaltıları belgelememizi engellemek için polis zoruyla alandan uzaklaştırıyoruz, darp ediliyoruz. Kadın gazeteciler tacize maruz kalıyor. Bir yandan gazete bürolarımız basılıyor, bütün teçhizata el konuluyor, ya da tahrip ediliyor. Diğer yandan da haber sitelerine, sosysal medya engellenerek, kapatılarak tam bir sansür uygulanıyor.

3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü ama pek çok gazeteci gözaltına alınıyor. Yargılanıyor, tutuklanıyor. Türkiye’nin basın özgürlüğü konusundaki tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Gazeteci Diren Yurtsever: Türkiye’de özgürlüklerden bahsetmek artık nerede imkansız. Anayasa ile güvence altına alınan bütün haklar, bunlar arasında demokratik barışçıl protesto hakkı, düşünce ve ifade özgürlüğü, örgütlenme özgürlüğü ve basının özgürlüğü gibi temel haklar, artık yasak bu ülkede. Her zaman derim, Türkiye’de gazetecilik suç değil, yasak! Klişe bir söz ama bir ülkede basın özgür değilse orada demokrasiden bahsedilemez. Bugün cezaevlerinde onlarca gazeteci tutsak, her gün yapılan siyasi operasyonlarla gazeteciler gözaltına alınıyor, neredeyse hakkında dava açılmamış gazeteci yok. Bunun dışında haber sitelerine erişim engeli getiriliyor sürekli. Bu ülkede iktidar, gerçekleri halktan kaçırmaya dönük bir çaba içerisinde. Konrtrolüne aldığı medya ile toplumu manipüle etmeye çalışıp, işlediği suçların ve hak ihlallerinin üstünü örtmeye çalışıyor. Bu anlamıyla Türkiye’de basın özgür değil. Türkiye’de iktidar gazetecilere dönük adeta savaş açmış durumda. Ama basının özgürlüğünün sağlanmasına dönük,  bu anlamda bedel ödeyen kendi öncüllerinin mirasını taşıyarak mücadele de eden Özgür Basın var ve mücadele ediyor. İktidarın bu oyununu toplum haberciliğini esas alan Özgür Basın çalışanları bozuyor. Tam da bu nedenle baskı ve şiddete maruz kalıyor. Tüm baskıları, riskleri göze alarak, en zor zamanlarda elini taşın altına koyarak gerçekleri topluma sunma, hakikatleri açığa çıkarma mücadelesini veriyor. Gerçeklerin karanlıkta kalmasına izin vermeyerek, bu ülkeyi yaptıkları haberler, çektikleri fotoğraf ve görüntülerle aydınlatıyor.

Gazeteci Serpil Ünal: Daha geçtiğimiz hafta 9 arkadaşımız yine yaptıkları haberler nedeniyle gözaltına alındı ve  biri kadın üç arkadaşımız tutuklandı.  Üstelik tutuklanan arkadaşımız Esra Solin Dal, bir de Bakırköy Zindanı’na götürüldüğünde çıplak arama işkencesine maruz kaldı. Bu şartlarda Türkiye’de basın özgürlüğü değil, sansür, baskı, tehdit, gözaltı, işkence, tutuklama var. Gazeteci, iktidarın ve sermayenin emrinde değilse bütün bunları göze alarak işini yapmak zorunda.

Geçtiğimiz günlerde Kürt basına yönelik tekrar bir operasyon gerçekleştirildi. 9 gazeteci gözaltına alındı. 3 gazeteci tutuklandı. İktidar Kürt basınını neden hedef alıyor? Türkiye’nin savaş politikası nedeni ile mi gazetecilere yönelik operayon oldu? Kürt gazetecilerin yaşadığı sorunlar nelerdir?

Gazeteci Diren Yurtsever: Kürt gazeteciler, bu sıraladığımız baskı ve sorunların iki katına maruz kalıyor. Bunun nedenleri tabiki var. Güncel olduğu kadar tarihsel nedenleri var. Tarihsel nedenleri arasında bu ülkede Kürt sorunu var. Herkesin dokunmaktan korktuğu ama sonuçlarından herkesin olumsuz etkilendiği bir Kürt sorunu. Devlet ve iktidar Kürt sorununa nasıl yaklaşıyorsa Kürt gazetecilere de öyle yaklaşıyor. Tarihsel olarak hep Kürtleri yok etmeye ve yok saymaya dönük inkarcı bir politika hayata geçirdi. Ya kendi Kürdünü yani kendi öz varlığını inkar eden Kürdü yarattı, ya da yok saydı. Özvarlığını koruyarak özgürlük mücadelesi veren Kürt halkına ve onun tüm kurumlarına dönük izlediği politika hem saldırı ekseninde oldu. Katletme, sürgün etme, tutuklama, gözaltı, işkence bu saldırılar arasında. Kürt basını da Kürt halkına dönük tüm bu saldırı ve baskıları görünür kılan, teşhir eden, özellikle Kurdistan’da hayata geçirilen insanlık dışı tüm uygulamaları politikaları görünür kılan, işleyen, takip eden bir habercilik anlayışını hayata geçirdi ve geliştirdi. Bu konuda bir gelenek yarattı. Şimdilerde bu gelenek büyüyor ve daha çok sahipleniyor. Bu da iktidarı kızdırıyor tabi ki. Aynı zamanda Kürt halkının mücadelesini de işliyor, görünür kılıyor. Tüm ötekilerin, yok sayılmak istenen kesimlerin sesi oluyor. Kürt halkının da sesi oluyor. Bu konuda bir fark yaratıyor. Şimdi zaten iktidarın güdümüne giren medya, bunu yapmadığı gibi Kürt halkına karşı saldırıları meşrulaştırmaya dönük bir yayıncılık ve habercilik yapıyor. Adeta tetikçilik yapıyor. İktidar güdümen girmeyen ama yeterince özgür olmayan basın ise Kürt sorununa dokunmaktan kaçınıyor. Herkesin sesi olur ama Kürt halkının sesi olmaya cesaret edemez. Bunu sadece Özgür Basın geleneğindeki Kürt gazeteciler yaptığı için en çok onlar hedefte oluyor.

‘Umudun ve cesaretin kendisi iktidarı müthiş kızdırıyor’

Gazeteci Diren Yurtsever: Son süreçte de artan sınır ötesi saldırılar nedeniyle de Kürt basınına dönük saldırılar da eş zamanlı artıyor. Devlet ve iktidar ne zaman bir saldırı gerçekleştirse, bu saldırıların nedenlerini, sonuçlarını, etkilerini yansıtmayı topluma karşı bir sorumluluk olarak yerine getiren Kürt gazetecileri hedef alıyor. Bunu hem gerçeklerin açığa çıkmaması için hem de Kürt sorununa dair izlediği inkarcı ve yok saymaya dönük politikasının bir devamı olarak yapıyor.  Kürt gazetecilerin tutuklama, gözaltı, şiddetin yanı sıra diğer gazetecilerden farklı olarak yaşadığı sorun ise yalnızlaştırma. Kürt sorununa dokunmaya cesaret edemeyen gazeteciler Kürt gazetecilerle dayanışmaya da cesaret edemiyor. Yeteri kadar dayanışma ve sahiplenme açığa çıkmıyor. Bu bir özgürlük ve demokrasi sorunudur. Buna böyle bakılmadığı sürece devletin ve iktidarın izlediği bu politikaya bir yerde istemeden de olsa alet olmuş oluyor gazeteciler. Ama Kürt gazetecilerin hedef olmasının bir başka nedeni de mücadeleci geleneğidir. İktidar bazen baskılarından sonuç alıyor, ama Kürt gazeteciler her saldırıdan sonra adeta Anka kuşu misali küllerinden yeniden doğuyor. Büyüyor, yılmıyor, geri adım atmıyor. Her türlü fedakarlığı göze alarak bazen kendi canından ve özgürlüğünden vazgeçerek hakikat mücadelesini yürütüyor. Bu topluma da gazetecilere de büyük bir umut veriyor. Bu umudun ve cesaretin kendisi iktidarı müthiş kızdırıyor.

Çıplak arama insanlık suçudur

MA muhabiri Esra Solin Dal, hapishanede çıplak aramaya maruz bırakıldı. Bir kadın gazetecinin çıplak aramaya maruz bırakılmasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Kadın gazeteciler hangi sorunlar ile ile karşıkarşıyadır? Kadın gazeteciler bu hak ihlallerine karşı neler yapmalıdır?

Gazeteci Diren Yurtsever: Çıplak arama suçtur, işkencedir. Bir insana dönük onur kırıcı ve irade kırmaya dönük bir uygulamadır. Esra Solin Dal, bunun güncel örneğidir. Arkadaşımız direnmiştir fakat zorla da olsa buna maruz kalmıştır. Kadın gazetecilerin bu tür saldırılara karşı mücadele etmesi gerekiyor. En iyi mücadelede öz savunmadır. En iyi öz savunmada örgütlenmedir. Yani kadın gazeteciler hem bu ihlallere karşı hem de haklarına ilişkin örgütlü bir mücadele yürütmelidir. Esra Solin’in ve onun gibilerin sesi olmalıdır mesela. Dayanışmayı büyütmelidir, bu işkenceyi teşhir edilmelidir. Bunun normalleşmesine izin vermemelidir. Bu anlamda örgütlü bir mücadeleyi hayata geçirmenin yolunu aramalıdır. Çünkü gördüğümüz kadarıyla bu baskılar ve ihlaller devam edecektir. Buna ancak mücadele ile karşı çıkabiliriz

Gazeteci Serpil Ünal: Arkadaşımıza uygulanan çıplak arama işkencesi aslında politik tutsakların neredeyse hepsinin yaşadığı bir durum. Özellikle de dinci-faşist iktidarın “kadının çıplak olması”, “namus” gibi kavramları üzerinden toplumdan tecrit etme, toplum tarafından reddedilen olmak anlayışı üzerinden bir baskı, sindirme aracı olarak kullanılıyor. Bir yandan kadınlık üzerinden bir yandan da politik görüşleri üzerinden bir yıldırmak, sindirmek, kişiliksizleştirmek için uygulanan işkence yöntemlerinden birisi de çıplak arama işkencesi. Solin’e de hem bir kadın olması hem de Kürt gazeteci olması nedeniyle bu işkence uygulandı. Kadın gazeteciler olarak bu saldırıların politik saldırılar olduğunu biliyoruz. Buna karşı da özgür basın emekçileri olarak sessiz kalmıyoruz. Meslektaşlarımız nasıl bu baskı ve işkencelere karşı nasıl dik duruş sergiliyorsa bizler de gözaltına alınma anlarından itibaren sürekli takipte oluyoruz. Buna karşı hukuki ve fiili olarak mücadele etmeye tutuklanan arkadaşlarımızla mektuplaşarak, davalarını takip ederek ve serbest bırakılmaları için çaba gösteriyoruz. Fakat yaşanan saldırılar karşısında elbette yeterli düzeyde olmadığını da vurgulamak gerekir.

Haber alma hakkı neden önemlidir? Basın özgürlüğü neden önemlidir? Sizlerin tutsak gazeteciler ve basın özgürlüğü için 3 Mayıs Basın Özgürlüğü Günü’nde topluma bir çağrınız var mıdır?

Gazeteci Diren Yurtsever: Basının özgürlüğü bir ülkenin demokrasisi ve o ülkede yaşayan insanların özgürlüğü için önemlidir. Dediğim gibi basın özgür değilse orada otoriter bir rejim var demektir. Özgürlükler askıya alınmış demektir. Demokrasi yok demektir. Basın özgür olmadığı bir yerde topluma ve insanlığa karşı işlenmiş suçlar vardır. Çünkü haber alma hakkı doğrudan toplumla ilgili bir şey. Ve iktidarların en çok korktuğu şey de işlediği bu suçların açığa çıkmasıdır. Çünkü topluma ve insanlığa karşı işlediği bu suçlar muktedirin meşruluğunu  sorgular. Toplumun rıza duygusunu etkiler. Yani kendi değimiyle “beka” sorunu yaşar. O yüzden basının özgürlüğü, demokratik, eşit ve özgür bir  toplumun inşa edilmesinin olmazsa olmazıdır. Haber alma hakkı anayasal bir haktır ve toplumun nefesidir. Bu nedenle önemlidir. Gazetecilere dönük baskılar ve ihlaller sadece biz gazetecilerin sorunu değil. Bu meseleye demokrasi ve özgürlük meselesi olarak bakmadığımız sürece ne etkili bir karşı koyuş gelişir ne etkili bir mücadele gelişir. Gazetecilere dönük saldırılar başta toplumun sorunudur. Toplum haber alma hakkına sahip  çıkmalıdır. Yine toplumsal ve siyasal muhalefet buna özgürlük sorunu olarak bakıp ilkesel bir duruş ortaya koymalıdır. Bu hepimizin özgürlük ve demokrasi sorunudur. Böyle bakıp basının özgürlüğü için, tutsak gazetecilerin özgürlüğüne kavuşması için, dayanışmayı büyütmeli ve etkili bir mücadeleyi hayata geçirmeliyiz. Yürüteceğimiz mücadele bir Hakikat mücadelesidir. Ve bu mücadele her şart ve koşulda devam edecektir.

Gazeteci Serpil Ünal: Bilgiye, habere ulaşmak önemli bir insani hak. Aslında gazetecilere yapılan sansür ve baskı diğer yandan ve asıl olarak halkın haber alma hakkına saldırıdır. Örneğin; ben İstanbul’da yaşıyorum. Diyarbakır’da, Van’da Urfa’da ya da başka kentlerde yaşanan olayları ancak oradaki gazeteciler sayesinde öğreniyorum. Hatta siz de bilirsiniz ki, İstanbul’daki bazı haberleri yetişemediğimiz için birbirimizden alıyoruz. Gazetecinin görevi bu zaten. Bir olayın durumun bilgisini kamuoyuna ulaştırmak. Ama yapılan haberler, devlet-sermaye çıkarlarına dokunduğunda gazeteciler sansür, darp, gözaltı ve tutuklamalarla karşılaşıyor. Tüm bu sansür, baskı, gözaltı ve tutuklamalara karşı bizler gerçekleri halka ulaştırmaya, mesleğimize ve onurumuzu sahip çıkmaya devam edeceğiz. Gazetecilik bu mesleğini hakkıyla, onuruyla yapan meslektaşlarımızın 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü kutlu olsun. Devrimci, demokrat duyarlı insanları haber alma hakkına sahip çıkmaya, gazetecilerle dayanışma içinde olmaya çağırıyoruz. Ayrıca  Mezopotamya Kadın Gazeteciler Derneği olarak, tutuklanan ve çıplak arama işkencesine maruz kalan gazeteci arkadaşımız Esra Solin Dal için 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nde saat 19.00’da Şişhane Meydanı’nda yapılacak açıklamaya davet ediyoruz.



Haziran 2024
PSÇPCCP
 12
3456789
10111213141516
17181920212223
24252627282930

Daha Fazla Basın Haberler