Bizimle iletişime geçin

Makale

Kazanılmış Haklar ve İttifaklar 

Sınıf mücadelesinin zengin geçmişi, geniş ittifaklara dayanmayan, kapalı kapıcı ve ben merkezci bir sınıf mücadelesinin güçlenme ve başarma şansının zayıf olduğunu öğretiyor bizlere.

Tarihin hafızası güçlü ve zengindir. Ama onun külliyatında yer alanlar genellikle büyük mücadeleler ve bu mücadelelerin doğurduğu büyük simalardır. Tarih bu büyük mücadelelerin şartlarını olgunlaştıran, birikerek onu doğuran küçük mücadelelere, zaman kırıntılarında gülümseyen çilelere, iğneyle kuyu kazmalara, zorlu zahme incilerine, emek ölülerine yer vermez, tayin edici bir rol yüklemez onlara. Büyük nehri bize gösterir ama onu besleyen küçük kaynakları, küçük dereleri, şırlağanları göstermez pek. Komünistlere, tarihi yapan gerçek kahraman kitlelerdir sözünü söyleten de bu görünmez durumdur işte.

Bu durum, günlük yaşamımızda da kendini değişik biçimlerde gösterip durur. Karşımıza çıkan, kazanılmış, yasa haline gelmiş bir hak, mesela bir grev hakkı, bir sendika veya parti kurma hakkı kazanılmış değil, tepeden verilmiş bir hak olarak görünür. Bu hakkı ortaya çıkaran ve onun künyesinde yer alan tüm o meşakkatlerin, yarılmış acıların varlığını hissetmeyiz bile. Ürettiğimiz malların bize yabancılaşması, fetiş haline gelmesi gibi bir durumdur bu. Uzun ve soluklu mücadeleler sonucunda kazanılan haklardan nasıl yararlanılacağı sorunu, sınıf mücadelesinin önemli sorunlarından biridir.

Yeni yaşamı kurma mücadelesi, merkezi iktidarın alınmasıyla başlamaz. Bu mücadele, merkezi iktidara uzayan yol üzerinde kendini gösterir. Yaşamı sarıp sarmalayan tüm sorunlar “beni çöz!” diye bağırır. Bunların bir bölümü, merkezi iktidara uzayan yol üzerinde, çok önemli ve temel özelliğe sahip olanları da merkezi iktidar alındıktan sonra çözülür. Bitip tükenmez mücadelelerle çözme işi, iktidara yürüme işidir. Yerelde şu veya bu şekilde iktidar olamayan bir güç, yani halkı şu veya bu şekilde iktidara hazırlayamayan bir güç merkezi iktidarı olamıyor zaten. Olsa bile yürütemiyor onu.

Örgütlü sınıf mücadelesi, özgürleşme ve daha iyi yaşama arzusunun bir sonucudur. Bu mücadeleye sınıflar kendi örgütleriyle katılırlar. Örgütler içinde de yönlendirici ve en etkin örgüt partidir. Devrimci sınıf mücadelesi, “politik çalışma bütün çalışmaların can damarıdır,” der. Politik çalışmayı kapsamlı ve derinlikli bir şekilde yürüten tek örgüt de partidir. Sınıf mücadelesine giren bir sınıfın bu bakımdan ilk işi partileşmektir. Derinleşmeyi ve genişlemeyi esaslı bir şekilde yürütmenin, yerel ve merkezi iktidarı almanın en etkin aracıdır parti. Zengin mücadele biçimleriyle donanmanın, yaratıcı gücün varlığını tüm alanlarda hissettirmenin, değişen şartlar içinde değişkenliğin ve esnekliğin en uygun aracıdır…  

Nüfusun yüzde sekseni şehirlerde yaşıyor artık. Elli yıl önce nüfusun yüzde otuzu şehirlerde yaşıyordu. Şehir ve kır çalışmalarında, işçiler arasında çalışma esastır. Bunu, şehir ve kır yoksulları izler. Şehirde, işçi sınıfı içindeki çalışmalarda ise büyük fabrikaların bulunduğu yerler esastır. En uygun genişleme stili, bu perspektifi kaybetmeden, nispeten daha aydınlanmış ileri işçi alanlarından geri işçi alanlarına doğru olanıdır.

Genişleme ile derinleşmeyi uyumlu bir şekilde yürütme sanatı, zor bir sanattır. Eldeki sınırlı güçlerle arzunun sesine uyarak genişlemenin sorun yaratacağı açıktır. Genişleme ve derinleşmede tahkimatın şart olduğu, tahkimat yapmadan ilerlemenin göçüğü beraberinde getireceği açıktır.

Devrimci, demokratik, liberal halk güçleri, ittifak arayışı ve çabalarını sürdürüyorlar. Her yapının bir ittifaklar ve cephe politikası vardır. Komünistler ittifak siyasetini, tekelci büyük burjuvazi ile büyük toprak sahiplerinin ezdiği tüm sınıf ve kategorilerin partileri ve farklı türden örgütleriyle ittifak kurma ve engelleri birlikte aşma anlayışıyla yürütürler. Bu anlayış kendini pratikte ne ölçüde gösteriyor? Halk güçleri içinde, tutarlı devrimci demokratlardan demokratlara, ezilen ulus milliyetçilerine, anti-komünizm siyaseti yürütmeyen muhalif İslamcılara, liberal reformistlere kadar tüm güçlerle ittifak anlayışında ısrar ediyor mu? Küresel sınıf mücadelesinin zengin geçmişi, geniş ittifaklara dayanmayan, kapalı kapıcı ve ben merkezci bir sınıf mücadelesinin güçlenme ve başarma şansının zayıf olduğunu öğretiyor bizlere. 

Dışardan bakınca kolay görünüyor. Gelgelelim ki dünyanın en zor işlerinden birisidir İttifaklar politikasını uygulamak. Farklı sınıf ve kategorilerin ben merkezci temsilcileri, temsil ettikleri sınıfların mülk güdüleriyle, envaiçeşit arzuları, alışkanlıkları, hesapları, afazi ve marazi duygularıyla gelirler. Onları birleştirmek, müttefik güçler haline getirmek, deveyi iğne deliğinden geçirmek kadar zor olur. İttifaklar politikasında, güvenilir müttefiklerle ittifakı birinci derecede önemsemek; kararsızları ikna etmek, güvenilmez müttefikleri ise karşıya almamak, “tarafsızlaştırmak” kolay iş değil. Eğer ülkede sınıf mücadelesini yürüten güçlü bir komünist partisi yoksa bu iş daha bir sarpa sarar. 

Ülkede güçlü bir komünist partisinin yokluğu, ittifak kurulabilecek güçleri egemen sınıf partilerinin ideolojik etkilerine açık hale getiriyor. Halk güçlerinin bugünkü durumu iyi görünmüyor, hatta traji-komik görünüyor. İslamcılığın güçlenmesinin de etkisiyle, deist, ateist, laik, ilerlemeci, modernist, oryantalist bir hat tutturan bu güçlerin ezici çoğunluğu, Kemalizm’in şu veya bu derecede etkisi veya yönlendirmesi altında görünüyor. Bunlar, son cumhurbaşkanlığı seçiminde, faşist-gerici altılı blokun, diğer faşist bloka karşı gösterdikleri adayı, “denize düşen yılana sarılır” sözünü hatırlatırcasına desteklediler. Bu adayın, dokunulmazlıkları kaldırıp Kürt liderini içeri attırdığını, sınır ötesi askeri yayılmaya destek verdiğini, kayyumu savunduğunu ve beş milyon Suriyelinin tehcirini gerçekleştireceğini ilan ettiğini dikkate bile almadılar. Bu tehcirci adayı doğrudan veya kerhen desteklediler. Komünist hareketin müttefikleri olabilecek güçlerin bu hazin durumu, işleri zorlaştırıyor. Zorlaştırma bir yana, bu durum, komünist hareketi de alttan alta etkiliyor, tabanın ve kadroların bir bölümünün reformizme ve Kemalizm’e sempati duymasına yol açıyor. Öncelikli müttefik seçiminin isabetli bir şekilde yapılmasını zorlaştırıyor. Bu tabi, öncelikli müttefik güçlerin sekter, ben merkezci, hegemonyacı tavırlarından da kaynaklanıyor. Komünistler ister istemez nispeten daha kolay ittifak yapabilecekleri güçlere yönelmek zorunda kalıyorlar. Hal böyle olunca onları eleştirmek fazla bir mana ifade etmiyor. 

Komünist hareket içinde yanılmıyorsam aydınlanmış kitlelerden ve bunların örgütlü güçlerinden aldıkları laik, ilerlemeci, modernist ve yarı-oryantalist bir eğilim var. Bu eğilim, Kürt milli hareketi içindeki demokratik damara dostane, milliyetçi-Şafi damara ise hasmane yaklaşıyor. Bu eğilim, İslam dünyasında, İslamcıların önderliğinde emperyalizme karşı ortaya çıkan milli hareketleri haklı bulmasına rağmen desteklemiyor. Bu, Engels’in ‘tarihsiz halklar’ın mücadelesine yaklaşımını andırıyor biraz. Taliban’ın ABD ve NATO’ya, Hamas’ın ise İsrail devletinin soykırımına karşı direnişini haklı buluyor ama hiçbirini desteklemiyor. Bu noktadaki tavır, komünist hareketin 72’deki tavrından farklı görünüyor. Yanılıyor muyum bilmiyorum.

Günün öncelikli görevi, ‘bununla niye ittifak kurdun, bununla niye kurmadın’ın ötesinde partileşmektir. Komünistlerin, siyaset meydanına birer parti olarak çıkan demokratik güçlerle ittifak ilişkilerini bir dernek veya federasyon aracılığı ile yürütmelerine hayat müsaade etmiyor artık.  Öncelikle işçi bölgelerinde partileşmek. Parti şubelerini birer parti okulu ve işçi ocağı haline getirmek. Tarikatların, egemen sınıf partilerinin, sarı sendikaların ve sendikasızlığın işçi sınıfı üzerindeki etki ve egemenliğine karşı kararlı bir mücadele yürütmek… Günün öncelikli görevi budur. 



Nisan 2024
PSÇPCCP
1234567
891011121314
15161718192021
22232425262728
2930 

Daha Fazla Makale Haberler