Bizimle iletişime geçin

Söyleşi

‘Sermaye-iktidar-yargı işbirliği ile iş cinayetleri rejimi devam ediyor’

İSİG Meclisi üyeleri iş cinayetlerinin giderek arttığına dikkati çekerek, “İş cinayetlerinde ölmemek için, haklarımızı almak için, insanca koşullarda çalışmak ve insanca yaşamak için örgütlenmek ve mücadele etmekten başka bir yolumuz yok” dediler.

Yadigar Aygün / İstanbul

İş cinayetleri her geçen gün artıyor. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği (İSİG) Meclisi’nin yayımladığı rapora göre, Aralık ayı ve 2023 yılı iş cinayetleri verilerine göre, Aralık ayında 154, 2023 yılında en az 1929 işçi hayatını kaybetti. Aralık’ta en az 5 çocuk işçi yaşamını yitirdi. AKP’nin iktidara geldiği 3 Kasım 2002 tarihinden bugüne iş cinayetlerinde en az 32 bin 180 işçi hayatını kaybetti. AKP döneminde Soma Katliamı, Ermenek maden faciası, Davutpaşa Patlaması ve işçi mezarlığına dönen 3. Havalimanı yapımında iş güvenliği önlemleri alınmadığı için pek çok işçi hayatını kaybetti. İş cinayetlerini ve iş cinayetlerine karşı neler yapılması gerektiğini İstanbul İSİG Meclisi Sözcüsü Serpil Ünal ve İşçi Sağlığı Güvenliği Meclisi Üyesi ve çocuk işçiliği alanında çalışan Özgür Hüseyin Akış ile iş cinayetlerini konuştuk.

İstanbul İSİG Meclisi Sözcüsü Serpil Ünal

İş cinayetleri sürekli artıyor. İş cinayetlerinin artmasında AKP’nin rolü nelerdir? Sermaye ve AKP ilişkisini açıklar mısınız? İş yerinde önlem ve denetim yapılıyor mu?

Serpil Ünal: İSİG Meclisi olarak 2013’ten bu yana her ay düzenli bir şekilde iş cinayetleri raporu yayımlıyoruz biliyorsunuz, bunun dışında on yıllık iş cinayetleri raporları ve son olarak da nisan ayında AKP’nin iktidar olduğu 2002 yılından günümüze iş cinayetleri raporunu paylaştık. Bu süreç içerisinde iş cinayetlerindeki artışa ve bunun nedenlerine dikkat çekmek istedik. Son 21 yıla baktığımızda iş cinayetlerinin hızla arttığını görüyoruz. Yine bu dönemde toplu ölümlerin olduğu iş cinayetleri de artış gösteriyor. Soma, Ermenek, Davutpaşa, Ostim-İvedik Torunlar Marmarapark, Amasra, Bartın ve daha pek çok iş cinayeti sayabiliriz. Türkiye kapitalizminin dünya kapitalizmine adapte olabilmesi için 24 Ocak 1980 kararları alındı. İşçi sınıfının mücadelesinin yükselmesi karşısında 12 Eylül darbesi gerçekleşti. Bütün bunlar, sermaye sahiplerine güç kazandırırken, geniş emekçi kitlelerini de giderek yoksullaştırdı. Çiftçiler, zanaatkarlar, esnaflar gibi geniş bir kesim hızla işçileşti. Güvencesiz, yoğun çalışma biçimi, taşeron işçilik giderek arttı.

AKP’nin iktidar geldiği 2002 yılından bu yana mülksüzleştirme, güvencesiz çalıştırma özelleştirmelerin artmasıyla birlikte taşeron çalışma biçimi kamu kuruluşlarında hızla yaygınlaştı.

Yine bu 21 yılda uygulanan politikalar aşırı yoğun çalıştırmayı fazla mesai dayatmalarını, çocuk ve göçmen işçilerin hatta yaşlıların ucuz emek gücü olarak öne çıkmasını getirdi. 21 yıl içinde enflasyonun giderek artmasıyla emekçilerin alım gücü düştü. AKP iktidarı döneminde sermaye sınıfının çıkarına emekçilerin aleyhine yasalar, çıkarıldı, işçilerin sendikal örgütlenmesini engellendi, grev ve direnişleri yasaklandı. İşçi sınıfının bedeller ödeyerek kazandığı haklar tırpanlanmaya başladı. 15 Temmuz darbe girişimi ve pandemi süreci sermaye sahipleri için tam bir fırsata çevrildi. Bununla birlikte Suriye başta olmak üzere savaşlar nedeniyle yaşanan göçler nedeniyle göçmen işçilerin sayısı hızla arttı bu da yine sermaye sahipleri için ucuz işgücü piyasası oluşmasını sağladı.

“AKP sermayeyi koruyor”

Yine bu 21 yılda asgari ücret emekçilerin yüzde yetmişini kapsayan ülke genelindeki ücret haline geldi. Asgari ücret önce yoksulluk ve artık açlık sınırı altına düştü. Bu şartlarda kadın, yaşlı, çocuk, göçmen işçiler sermaye sınıfının ucuz emek gücü oldu. Bunun yanında işyerlerinde denetimsizlik yaygınlaştı. İş yerlerinde İSİG eğitimleri verilmiyor. İSİG eğitimi verildiği iddia edilen birçok iş yerinde ise eğitimler kağıt üzerinde. İşçi sağlığı ve iş güvenliği denetimleri yapılmıyor. Yapılanlar ise göstermelik düzeyde. Hatta pandemi sürecinde tamamen ortadan kalktı. Tam tersine fabrikalar çalışma kamplarına dönüştürüldü. İşçiler üzerindeki baskı giderek arttırıldı. Her türlü hak arama mücadelesi polis, jandarma zoruyla bastırılmaya çalışıldı. Bu koşullar iş cinayetlerinin, meslek hastalıklarının, iş kazalarının artmasını getirdi. AKP iktidarı boyunca tamamen sermaye sahiplerinin hizmetinde onları koruyan politikalarla tam bir iş cinayetleri rejimi haline geldi.

Yargı önüne çıkanlar ceza almıyor

İş cinayetlerinde yargı, patronlarımı koruyor yoksa işçileri mi? İş cinayetlerinde yargının tutumu neden önemlidir? İş cinayetlerinde yasalar uygulanıyor mu?

Serpil Ünal: AKP iş cinayetleri rejimi ifadesini kullanırken aslında bu sorunuzun cevabını da içeren bir ifade kullanıyoruz. Çünkü sizin de söylediğiniz gibi iş cinayetlerinde patronlar ve varsa kamu kurumlarındaki sorumlular konusunda tam bir cezasızlık hatta ödüllendirme politikası uygulanıyor. Bunun en açık örneklerini daha önce sıraladığımız toplu iş cinayetleri davalarının istisnasız hepsinde tekrar tekrar yaşadık. Her birinde onlarca işçi iş cinayetlerinde katledildi, Soma’da 301 işçi katledildi fakat bu toplu katliamların hiçbirinde patronlar hapis cezası almadı. Sorumluluğu bulunan bakan, belediye başkanı, zabıta müdürü vb. hiçbir kamu görevlisi yargılanmadı. Ailelerin ve avukatların ısrarlı çabalarıyla yargı önüne çıkanlar ise ceza almadı. Mahkemeler iktidardan bağımsız bir yargılama yürütemiyor. Bir kamu görevlisinin yargılanması söz konusu olduğunda İlgili üst devlet kurumları tarafından yargılanmaya izin verilmiyor. Dolayısıyla bilirkişi raporlarındaki çelişkilerden tutalım işçilerin göz göre göre katledilmesinden sorumlu olan patronlar ve varsa kamu kurumlarındaki sorumluların cezasızlıkla ödüllendirilmesi patronlara cesaret veriyor. 10 yıl 15 yıldır süren davalar var. Bu cezasızlık politikalarıyla patronlara iktidar açıkça “Siz işçiyi istediğiniz kadar istediğiniz gibi çalıştırın karlarınızı katlayın, sermayenizi büyütmeye bakın. İşçi ölürse de biz sizi kollarız” demiş oluyor. Patronlara cesaret ve güç veriyor. Bu koşullarda iş cinayetlerinin giderek artması da kaçınılmaz. Kısacası sermaye-iktidar-yargı iş birliğiyle iş cinayetleri rejimi devam ediyor.

İş cinayetlerinin önlenmesi için neler yapılmalıdır? Sendikalara, topluma, işçilere, emekçilere düşen görevler nelerdir?

Serpil Ünal: İş cinayetlerinin önlenmesi ancak işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemlerinin tam olarak alınması ve bunun sıkı bir şekilde denetlenmesiyle mümkün fakat, gerekli İSİG önlemleri de işçi sağlığını önceleyen, işçilerin İSİG konusunda eksikleri gördüğünde talep edebileceği, bu önlemler alınmadığında çalışmaktan kaçınma hakkını kullanabilmesiyle olur. Fakat bugün değil İSİG önlemleri alınmadığında çalışmaktan kaçınma, aylardır ödenmeyen ücretini isteyen işçiler dahi patronun ve polisin ve devlet kurumlarının saldırısıyla karşılaşıyor. Direnişleri halen devam eden Özak Tekstil işçileri, Agrobay Seracılık işçileri gibi.

“İSİG önlemleri alınmalıdır”

İSİG önlemlerinin alındığı, insanca koşullarda çalışabilmek ve insanca yaşayacak bir ücret alabilmek için örgütlü olmak gerekiyor. Bunu sağlamanın koşullarından biri de sendikalı olmak. Her ne kadar günümüzde sınıf sendikacılığı açısından güçlü bir sendikal örgütlenme mevcut değilse de sendikalı olmak iş yerlerinde İSİG önlemlerinin alınması konusunda etkili oluyor. Sendikal örgütlenme işçilerin bir araya gelerek “üretici güç” olduklarının farkına varmalarını, haklarını bilmelerini ve üretimden gelen güçlerini kullanarak haklarını almalarını sağlıyor. Özellikle de mücadeleci sendikaların eylem ve direnişlerinde bunun örneklerini de görüyoruz. Toplum olarak da zaten büyük çoğunluğumuz ücretli emekçiler. Bizlerin de hak arayan işçilerin sınıf kardeşleri olarak onlara destek vermemiz, çeşitli biçimlerde dayanışmayı büyütmemiz gerekiyor. İSİG Meclisi olarak bu nedenle “Direniş ve Dayanışma Yaşatır” diyoruz.

İş cinayetlerine karşı örgütlü bir mücadele yürütmek neden önemlidir?

Serpil Ünal: İş cinayetlerinin önlenmesi ancak işçilerin haklarını bilmeleri, işçi sağlığı ve iş güvenliği konusunda bilinçlenmeleri ve bu haklarını talep etmeleriyle mümkün. İşçi sınıfının tüm kazanımları da bedeller ödeyerek uzun ve zorlu mücadelelerle kazanıldı. Şimdi bunları koruyabilmenin savaşını veriyoruz aslında bir yandan. Kıdem tazminatının kaldırılması buna en iyi örnek. İşçilerin sendikalı olmaları bunun bir adımı. Çünkü sendikalı işyerlerinde TİS’ler nedeniyle çalışma koşulları daha iyi oluyor. İSİG önlemlerinin alınması sağlanabiliyor. İşçiler sendikal örgütlülüğü sayesinde taleplerini dile getirebiliyor. Bunun yanında işçiler iş yerlerinde kendi öz örgütlenmelerini de oluşturmalı. Komite, meclis vb. ismi önemli değil ama sendikal örgütlenme dışında böyle bir örgütlenme biçiminin gerekliliğini de yaşayarak gördük. Çünkü sadece sendikaya üye olmak örgütlü olmak anlamına gelmiyor. Biz iş cinayetinde ölen ama bu konuda hiçbir bilgi vermeyen, işçiyle hiçbir bağı yokmuş gibi davranan sendikalar olduğunu da görüyoruz.

İşçiler ancak haklarını bilirse, her şeyi üretenin, zenginliği yaratanın kendileri olduğunun ve birlik olduklarında bir güç olduklarının bilincinde olurlarsa haklarını alabilirler, İSİG önlemleri alınmadığında çalışmaktan kaçınma hakkını kullanabilirler. Geçtiğimiz yıllarda mücadeleci sendika ve işçi örgütlenmelerinin iş yerlerinde İSİG birimleri, komiteleri oluşturarak bu taleplerle eylem ve direniş örnekleri oldu. İş cinayetlerine karşı mücadelenin bir yanı da iş cinayeti davaları. İş cinayetleri davalarında sorumluları yargılanıp ceza alıncaya kadar mücadele etmek gerekiyor. Fakat bu süreç gerçekten çok daha zorlu bir mücadele süreci oluyor. Örneğin; bir Soma Katliamı Davası, Davutpaşa Patlaması Davası, ya da 17 yaşında bir işçi olan Eren Eroğlu davası bu örneklerden sadece üç tanesi. Yıllardır ailelerin ve avukatların son derece özverili ve kararlı mücadelesine rağmen yıllarca süren davalar. Kısacası iş cinayetlerinde ölmemek için, haklarımızı almak için, insanca koşullarda çalışmak ve insanca yaşamak için örgütlenmek ve mücadele etmekten başka bir yol yok.

İş cinayetleri sürekli artıyor. İş cinayetlerinin artmasında AKP’nin rolü nelerdir? Sermaye ve AKP ilişkisini açıklar mısınız?

Özgür Hüseyin Akış: AKP döneminde Cumhuriyet tarihinin en büyük özelleştirme politikası hayata geçirildi. Yine bu dönemde sermayeye merkezi bütçeden büyük paylar aktarılırken ucuz iş gücü, son on yılla beraber mültecilerin yoğun olarak zorunlu göçle birlikte Türkiye’ye girişi sermaye sınıfı için önemli bir kaynak oluşturdu. Yine kamu mallarının AKP’ye yakın isimler arasında paylaştırılması kendi sermaye gruplarının oluşmasını da sağladı. Geleneksel sermaye ile yani Koç, Sabancı gibi sermaye gruplarıyla beraber güçlenip karlarını katladılar.

Çocuk işçiler, iş cinayetlerinde yaşamını yitiriyor. Çocuklar hangi koşullarda çalıştırılıyor? Önlem ve denetim alınıyor mu? Bu konuda biraz bilgi verir misiniz?

İşçi Sağlığı Güvenliği Meclisi Üyesi Özgür Hüseyin Akış

Özgür Hüseyin Akış: Çocuk işçiliği ile ilgili kimi Uluslararası sözleşmelere Türkiye’de onaylamıştır. 1999 yılında ILO Uluslararası Çalışma Örgütü’nün “En Kötü Şartlardaki Çocuk İşçiliğinin Yasaklanması ve Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Acil Önlemler Sözleşmesi” 2001 yılında Türkiye tarafından da onaylanmıştır. Çocuk ve Genç İşçilerin Çalıştırılma Esasları da böylece belirlenmiş oldu. Türkiye’deki çocuk işçiliği ile ilgili 4857 Sayılı İş Kanunu 71. Maddesi ve “Çocuk ve Genç İşçilerin Çalıştırılma Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik” de düzenlenmiştir. Türkiye çocuk işçiliğinde yaş sınırı 15 yaş altı olarak belirlerken Dünya’da 18 yaş altı çocuk işçi olarak kabul ediliyor. Yani çocuk işçiler fiziksel ve zihinsel gelişimini etkilemediği sürece çalışmasının meşruluğu sağlanmaya çalışılıyor.

Alım gücü azalan ebeveynlerin ailedeki diğer bireylerinin de iş gücüne katılması temel ihtiyaçlarının karşılanması için zorunluluk halini alıyor. Yoksulluk derinleştikçe çocuk işçiliği de artıyor. TÜİK’in son açıkladığı çocuk işçiliği raporunda 720 bin çocuk işçi olduğunu açıkladı. Mülteci çocukların, sokakta çalışan çocukların, kayıt dışı çalışanların bu verilerde yer almaması çocuk işçiliğinde kesin rakamın devlet tarafından bilerek doğru olarak açıklanmıyor. Yine Milli Eğitim Bakanlığı’nın projesi olan MESEM, sermayeye kalifiye işçi yetiştirmek derdindedir. Mesleki eğitim merkezi tamda bu niyetle ortaya çıkmıştır. Ortaokulu bitiren çocukların kaydolabildiği bu merkezlerin kayıt sayısı bir milyon beş yüz bine yaklaştı. Bu merkezlere giden çocuklar 1 gün okula dört gün ise işyerlerine gidiyor. Çıraklığın zorunlu eğitimin bir parçası olması işletmelerin hükümetten talep ettikleri bir durum. Bir iş yeri 9 çırak çalıştırabiliyorken bu sayı 40’a çıkarıldı. Stajyer ücreti asgari ücretin yüzde 30’undan az olamaz, bunun 3/2’sini de devlet karşılıyor. Çocuk işçiliği ile mücadele edilirken eğitimde bu uygulama çocuk işçiliğini teşvik niteliğinde. Özellikle sanayide ve inşaatta çalışan çocukların işyerlerinde herhangi bir iş güvenliği alınmadığı İSİG’in açıkladığı işçi cinayetleri raporunda ortalama her ay dört ile beş çocuk çalışırken hayatını kaybediyor oluşundan anlaşılabilir. Yine bu kapsamda çalışan çocukların iş yerlerinde çalışırken ölmeleri MESEM’in başarı hikayesinin gerçeği yansıtmadığını gösteriyor. Son çocuk işçi cinayeti Diyarbakır’da gerçekleşti. Ömer Çakar 17 yaşında, Diyarbakır Kayapınar Şehit Abdulvahap Çokur Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi 10. sınıf Öğrencisi. MESEM kapsamında klimacıda staj yapıyordu. Klima takarken 2.kattan düşerek ağır yaralanırken 6 gün hastanede yoğun bakımda yattıktan sonra hayatını kaybetti.

“Cinayetin üstünü para ile örmek istiyorlar”

İş cinayetlerinde yargı patronları mı koruyor işçileri mi koruyor? İş cinayetlerinde yargının tutumu neden önemlidir? Yasalar uygulanıyor mu?

Özgür Hüseyin Akış: İşçi cinayetlerinde patronlar aileler ile ilk önce pazarlık içerisine girip hukuki sürece geçmeden aileye para vermeyi teklif ederek cinayetin üstünü örmek istiyorlar. Hukuki süreçte ise kusur oranı belirleniyor burada devreye iş güvenliği uzmanları olaylar da ilk önce ortaya atılıyor. İş yerinde yazılı kuralların okunup uygulanması işçiye ve iş güvenliği uzmanın sorumluluğuna bırakılıyor. Patronlar ise bu süreçte olayın dışında kalıyorlar. İlk önce çalışma ortamın da olayın tırnak içerisinde kazanın gerçekleşmemesi için tedbirlerin patronlar tarafından alınması gerekiyor. İş kanunun da patronların çalışma ortamının güvenliğini sağlamakla hükümlüdür. Genelde alınmayan tedbirlerin patronlara maddi külfet oluşturmasından kaynaklandığını söyleyebiliriz. 6331 sayılı İşçi Sağlığı ve Güvenliği kanunu 2012 yılın da çıkartılmış 2013 yılın da uygulamaya konulmuştur. 4857 sayılı iş kanunun içerisinde yer alan iş güvenliğinin alanını genişletip iş yerlerinde iş güvenliği uzmanı çalıştırma zorunluluğu getirmiştir. İş güvenliği uzmanlarının iş yerlerinde patronlara sorumlu çalışıyor olmaları ve iş güvenliği uygulamalarının patronların izin verdiği kadarıyla uygulanması büyük bir sorun oluşturuyor. Patronların İSİG hizmeti alıp sonrasında da iş güvenliğinin bütün sorumluluğunu iş güvenliği uzmanlarının sırtına yüklenmesi işçi cinayetlerinde patronların aklanmasına sebebiyet veriyor.

İş cinayetlerinin önlenmesi için neler yapılmalıdır? Sendikalara, topluma, işçilere, emekçilere düşen görevler nelerdir?

Özgür Hüseyin Akış: Üretim sürecinde karın değil toplumun çıkarları düşünülmelidir. Merkezi ekonomi planlı hale getirilmelidir. Yine kamuculuk esas alınmalıdır. İşçi sınıfının yaşamın her alanında örgütlü olması sendikaların sermaye sınıfı ile uzlaşı arayışı yerine yukarıda bahsettiğim ekonomik model hayata geçirilene kadar işçi sınıfının çıkarları doğrultusunda mücadeleci güven veren iş yeri örgütlenme modeli oluşturmalıdır. Yani kısacası yaşamak içinde örgütlü olmak işçi sınıfı için şart.

İş cinayetlerine karşı örgütlü bir mücadele yürütmek neden önemlidir?

Özgür Hüseyin Akış: Sermaye sınıfı TÜSİAD’ı ile MÜSİAD’ı ile kendi çıkarları için örgütlü mücadele yürütmektedir. Kapitalist sistemde yargının sermaye sınıfının çıkarları dışında hareket etmesi beklenemez. Ancak işçi sınıfı sendikalarıyla, işçi sınıfının çıkarlarını savunan partileriyle, meslek odalarıyla birlikte toplumsal bir tepki oluşturabilirse hem hükümeti hem de yargıyı geri adım atmaya zorlayabilir. Yine iş yerlerinde örgütlü olan işçiler iş güvenliği başlığında da patronları tedbir alma konusunda mecbur bırakabilir. İşçi sınıfının örgütsüz olduğu bir ülkenin, işçi cinayetlerinde Avrupa ülkeleri arasında birinci dünyada ise üçüncü olması şaşırtıcı değil.



Nisan 2024
PSÇPCCP
1234567
891011121314
15161718192021
22232425262728
2930 

Daha Fazla Söyleşi Haberler