Bizimle iletişime geçin

Perspektif

Sağlam Halkalara Tutunarak Politik Riskler Alan Mücadele Kavrayışı

Gerici zora karşı, devrimci zorun örgütlenmesi bir ilke meselesidir; siyasi iktidar mücadelesi devrimci görevin aslıdır. Bu devrimin temel ilkesi ya da temel kaidelerinden biridir. Devrim zor yoluyla gerçekleşir-gerçekleştirilir.

Devrimci mücadele tarihinin kadim sorunu olmakla birlikte, bu sürecin ideolojik-teorik mücadele cephesinde en keskin tartışmalara konu olan başat meselesi, siyasi çizginin proleter devrimci perspektif temelinde doğru tayin edilmesi sorunudur. Zira, program, strateji ve temel taktik, örgütlenme ilkesi ve iki çizgi mücadelesi, ideoloji ve uluslararası çizgi gibi normlar ekseninde oluşan Genel Siyasi Çizgi, değiştirme eyleminin öncü-önder gücü olan siyasi partinin niteliğini belirlemekle birlikte, bu partinin devrimi örgütleyip başarıya taşıması eyleminde izleyeceği teorik-pratik hattın belirleyici temelidir. Tam da bu nedenledir ki, çizgi münakaşası her devrimin ve her devrimci mücadele sürecinin aktüel tartışması olarak yer tutmuş, eksik olmamıştır. Bugün de aynı tartışmalar doğruluğu-yanlışlığından bağımsız olarak belli kaygılar zemininde yürümekte/yürütülmektedir.

Yürütülen bu eleştirilerin bir muhatabı da izlediği taktik politikaları özelinde hedeflenen proleter öncüdür. Hiç kuşkusuz ki, muhtelif iddia ve eleştiriler temelinde yoğunlaşan mevcut tartışmalar, bilimin genel prensibi olan objektiflik ve somutluk ilkesi açısından olduğu kadar, devrimci teori ve ilkeler bakımından da kanıtlanmaya muhtaç durumdadırlar. Çünkü, stratejik siyaseti taktik siyasetle eşleştiren indirgemeci, bir o kadar da önyargılı sübjektif yaklaşım ve keyfiyetçi tasarruf hakkı bu eleştirilere hükmeden esas eğilimdir. Oysa, bilime hürmet eden yaklaşım ya da eleştiri, objektif olgu ve delilden hareket etmek ve nedenlerle sonuçlara gitmek zorundadır ki, sonuçlar ileri sürüp nedenler oluşturmaya çalışmak ya da tek-tek güdük gerekçelerle genel sonuçlara gitmek veya taktik siyaset sorunlarından hareketle genel siyaset niteliğini belirlemek bilime/bilimsel tutuma temelden aykırıdır. Taktik siyasetle stratejik siyaseti aynılaştırmak kaba bir yanlışken, taktik siyasetten yola çıkarak stratejik çizgiyi  mahkum etmeye çalışmak katıksız bir yanılgıdır. Belirli bir dönem ve taktiksel siyaset konusunda hatalara sapılmış olduğu varsayılsa da şayet partinin genel siyaset ve stratejisi muhafaza ediliyor-edilmiş ise, burada genel nitelik ve çizgi hakkında toptancı bir yargıya gitmek çarpıtma değilse, saf bir yanlıştır…

Dönemsel önderliklerin çizgisi sağ-sol nitelikte oportünist de olsa,  bu, ilgili partinin genel niteliği ve çizgisinin oportünist olduğu anlamına gelmez. Reformist ya da revizyonist anlamına hiç gelmez. Dönemsel önderlikler oportünist çizgi de uygulasa, siyasi partinin komünist niteliği değişmez. Bu önderliklerin oportünist çizgisi sistemli ve sürekli hale dönüşerek ilgili partinin genel siyasi çizgisine dönüşürse, bu durumda parti komünist niteliğini yitirir. Ama dönemsel önderliklere karşın, parti komünist olan genel siyasi çizgisini koruyor ise, o parti komünisttir; komünist olmaktan çıkmaz. Bu, taktik önderlikler ile stratejik önderlik niteliklerinin başka başka şeyler olmasıyla açıklanır. Stratejik önderlik esasta genel siyasi çizgi zemininde genel doğrultuyu, taktik önderlikler ise belirli bir dönemin somut önderliği olarak geçici önderlik temsilidir…

Çizginin ya da izlenen taktik siyasetin niteliğini tayin etme sorununda, ilgili çizgi ve siyasetin önderlikler temsili açısından münakaşa edilmesi gerekliyken, gerçek turnusolün sınıf savaşı yasaları ve sınıf mücadelesinin gereksinimlerine objektif ya da rasyonel yanıt veren metodoloji bilimi olduğu aşikardır. Çizginin devrimci ya da reformist olarak saptanmasında doğru bakış açısı ve doğru metodun kullanılmasıyla birlikte, sınıf savaşımının deneylerine dayanmak elzemdir…    

Önemli olan reformlar uğruna mücadelenin amaçlaştırılmaması, taktiğin stratejinin yerine geçirilmemesidir…

Devrimci sınıf mücadelesi iki tarz veya iki biçim altında şekillenerek vücut bulur; birbirini tamamlayan bu iki yoldan yürütülür. Bunlardan biri, doğrudan zor ve şiddete dayanan devrimci tarz ya da biçimdir, ikincisi ise, zor-şiddet barındırmayan zorlayıcı mücadele niteliği olarak demokratik tarz veya biçimidir. İstisnasız olarak bütün devrim ve mücadele süreçleri bu iki tarz ve biçimi, bu iki yolu izlemiştir. Dünya devrimler tarihi ve tüm mücadeleler tecrübesi bunu katıksız biçimde kanıtlayarak göstermiştir…

İki tarz, iki nitelik ve iki yol biçiminde nitel olarak ayrışmalarına karşın, bu ikilemlerdeki iki tarz-biçim birbirini yadsıyan değil, bilakis birbirini tamamlayan veya bütünleyen bağlaşık mücadele biçimleridir. Öyle ki, bunlardan birinden birini reddetmek, mücadeleyi tek ayaklı yürüterek güdükleştirmek ve devrimi silahsızlandırarak başarısızlığa hapsetmek demektir. Buna karşın, bu iki tarz veya biçimden zor ve şiddete dayanan mücadele niteliği, devrimin stratejik ve ilkesel mücadele biçimi olarak esas; zorlayıcı mücadele niteliği olarak demokratik mücadele biçimi ise taktik ve talidir. Burada esas-tali/stratejik-taktik ayrımını göz ardı etmek ya da ikisini aynılaştırmak ve ya da taktiği stratejik/taliyi esas haline getirmek, devrimci tarz ve ilkelerden koparak reformist yasalcılığa geçiş yapmaktır.

Buna göre;

1- Mücadele biçimlerini karşı karşıya koyup ilkesel olarak reddetmeden, devrime hizmet ettikleri sürece ve oynadıkları rol ve önemlerine uygun olarak ihtiyaçlar çerçevesinde bütün mücadele biçimlerini kullanmak ötelenemez devrimci gereksinimdir. Amaca uygun olmaları şartıyla, ‘‘hiçbir mücadele biçimi ilkesel olarak reddedilemez.‘‘

2- Devrimci ve demokratik mücadele niteliklerini kullanmak ya da doğrudan zor ve zorlayıcı mücadele biçimleri olmak üzere bütün biçimleri kullanmak, bunlar arasında esas-tali/stratejik-taktik/ilkesel-taktiksel önem ayrımı yapmamak anlamına gelmez. Zira, ilkesel-stratejik-esas değerdeki mücadele biçimleri devrim açısından yaşamsal önem taşır ve bunlarda yaşanacak tahrifat, erozyon ya da ters orantılı revizyon doğrudan devrimci niteliği sabote eder. Öte taraftan, taktik, demokratik ve zorlayıcı mücadelenin zengin biçimlerini ihmal etmek de, devrimin esas ve stratejik mücadele biçimlerini besleyici desteklerinden yoksun bırakarak devrimin soluk borularını kesmek olur.

O halde,

3- Stratejik-taktik, esas-tali, devrimci-demokratik, açık-kapalı, zor-barışçıl olmak üzere bütün mücadele biçimlerini birbirinden kopuk ve birbirilerini yadsıyan biçimler olarak değil, aksine birbirini tamamlayan genel planın parçaları olarak devrimci program dahilinde ele alınıp kullanılmaları kaçınılmazdır.

4- Siyasi bir partinin genel niteliği hakkında belirlemeler yapılırken, evvela o partinin programına bakmak gerekir, bu bir. İki, ilgili partinin sosyal pratiğinin içeriğine bakmak icap eder ki, bu iki parametre siyasi partinin karakterini ölçmek için başvurulması gereken temel veri alanıdırlar. Taktik siyaset nüansları ve tek-tek siyasetlere bakılarak genel nitelik hakkında tespitlere gitmek palyatif yaklaşımla yanılgılara götüren ampirik yoldur.

5- Taktik bir dönem siyaseti de o partinin stratejik siyaseti  olarak mütalaa edilemez. Taktik politika reel politikte biçimlenen ve oranın ihtiyaçları temelinde biçimlenen dönemsel siyasettir; stratejik sürecin verili parça ya da aşamalarında öne çıkan mücadele biçimidir. Stratejik siyaset ise, onlarca ve yüzlerce taktik siyaset ve aşamayı kapsayan genel siyaset ya da stratejik doğrultudur. Mesele şu ki, reformlar uğruna mücadele ve bu zemin esasında biçimlenen demokratik kazanımlar içerikli taktik mücadele siyaseti yadsınamaz. Burada önemli olan, reformlar uğruna mücadelenin amaçlaştırılmaması, taktiğin stratejinin yerine geçirilmemesidir…

Meseleye proletarya enternasyonalizmi ilkesi başta olmak üzere, buna bağlı olarak evrensel devrimci teori ve ilkeler açısından yaklaşmak gereklidir ki, bu işin aslıdır. Zira, somuttaki devrimci siyaset ve pratiğin nitel karşılığı bu teori ve ilkelere bağlılıkta açığa çıkar. Kuşkusuz ki, yalnızca stratejik siyaset değil, taktik siyasette bu damardan beslenir, bu damara göre biçimlenir. Bu bağlamda, dost-düşman ayrımı, birlik ve ittifak politikası, taktik siyaset gibi konularda izlenen politika genel teori ve ilkelerden muaf değil, bilakis onlara uygun biçimlenmek durumundadır. Devrimci siyasette ilkelerden bağımsız bir siyaset alanı yoktur. Taktik siyaset bu ilkelere kayıtsız ya da bu ilkeler karşısında sorumsuz değildir. Ne ki, taktik siyasette yanılgılar stratejik siyasete göre daha güçlü ve daha yaygındır. Taktik hatalara tolerans daha geniştir. Zira buradaki hatalar daha kolay düzeltilebilir olmakla birlikte, bunlar her durumda temel siyaset yanılgısına denk gelmez ya da stratejik siyasete nüfuz etmezler. Tersine nüfuz eden güç stratejik siyaset ve doğrultudur…

Salt taktik politikalarla genel nitelemeler yapılamaz!

Özetle; taktik siyasetimizin eleştirilmesi son derece olağandır ve hatta kimi noktalarda anlaşılırdır da. Kusursuz bir siyaset iddiamız olmaz. Ancak, taktik siyasetimizin esasta doğru olduğu kanaatindeyiz; buna karşın bazı noktalarda zayıflıklar veya hatalar barındırdığı söylenebilir. Önemli olan şu; taktik siyaset cephesinde muhtemel hatalar ve zayıflıklardan yola çıkılarak stratejik savunu ve doğrultumuz hakkında kuşkuya düşmek tamamen yersizdir, bir başka hatadır… Komünist teori, ideoloji ve ilkeler ile enternasyonalizm ilkesi ve uluslararası çizgi başta olmak üzere, bunlar ışığında biçimlenen devrim ya da parti programımız, bu program temelinde devrim stratejimiz ve temel taktik politikamız, bütün bunlara dönük teorik savunumuz orta yerde durmaktadır. Bunların aksini gösterecek bir savunu, bir karar ve stratejik-taktik bir anlayışımız yoktur. Bura üzerinden bir eleştiri yürütülüp reformizm, yasalcılık ve benzeri değerlendirmeler yapılırsa, bu anlaşılır olur. Lakin, bu zemin atlanarak salt taktik politikanın yorumuyla genel nitelemelere gidilirse bu anlaşılır olamaz…

Eylemimizin içeriğine bakılarak değerlendirmeler yapılacaksa, öncelikle bu, yalnızca taktik siyasete dönük pratiğe indirgenemez. Sonra ise, tüm devrimci hareketin içinde bulunduğu devrimci pratik şartları ve taktik politika realitesi dikkate alınarak değerlendirmeler yapılmak durumundadır ki, bu alanlarda dışımızdaki devrimci hareketten daha geri, daha farklı ve başka bir nitelikte bir pratiğimiz yoktur. Dışımızdaki devrimci hareket, devrimci pratikte ve taktik siyaset alanında hangi yeteneği sergiliyorsa bizler de en az o kadar sergiliyoruz; kısmi nüanslar ve istisnalar gerçek durumu değiştirmez…

Burada anlatmak istediğimiz şu; devrimci durum ve devrimci hareket açısından bakıldığında bir yükseliş dalgası değil, görece negatif şartların egemen olduğundan bahsetmek gerekir. Devrimci harekette özellikle örgütsel güç yetersizliği zemininde boy veren ve politik açıdan belli bir tıkanma veya tıkanma halinden söz etmek yanlış olmaz. Toplumsal siyasi şartların nesnel açıdan elverişli şartlar barındırmasına karşın, sübjektif güç ve durum açısından aynı olumluluktan söz etmek pek mümkün değildir. Özellikle devrimci tarz ve nitel devrimci mücadele biçimlerinin ciddi sorunlarla karşı karşıya olduğu inkar edilemez düzeyde çıplak bir realitedir. Bu mutlak bir açmaz olmasa da, geçici taktik bir gerçektir… Bu özet durum neyi öne çıkarmıştır ya da devrimci hareketin önüne çıkarmaktadır? Zorlayıcı mücadele biçimlerinin, yani demokratik alan mücadele biçimlerini objektif olarak öne çıkmasını çıkarmaktadır. Fiilen çıkarmıştır da. Gerçek durum nedir? Silahlı ve doğrudan zor-şiddete dayalı devrimci mücadele biçimleri son derece sınırlanmıştır. Burada belli bir tıkanma yaşayan devrimci hareket eli-kolu bağlı mı kalacaktır? Hayır kalmamıştır, kalmamaktadır. Ne yapmaktadır? Bir taraftan devrimci tarz mücadele ve örgütlenme olanaklarını zorlarken ve buna dönük çabalar içine girerken, rasyonel olarak da mümkün olan mücadele biçimlerini kullanarak zorlayıcı mücadeleler biçimiyle devrimin önünü açmaya, ona güç katmaya çalışmaktadır. Taktik mücadele biçimlerinin önemi burada kendisini göstermektedir. Ve bu biçim reddedilemez olarak kendisini dayatmakta, objektif olarak öne çıkmaktadır. Bu, taktiksel geçici bir durumdur. Peki, bazen bu biçimler öne çıkmaz mı? Otoritelerin öğütleri söyler ki, bazen bu biçimler öne çıkabilir. Bu durumu kavrayamayan veya nesnel gerçekliği es geçenler pek tabii ki, nesnel gerçekliğe uygun taktik siyaset ve bu zemindeki zorlayıcı mücadele biçimlerini reformist ya da rotasından kayan yönelimler olarak eleştirebilirler. Bizler devrimci gerçekçileriz: ‘‘İmkansız‘‘ olanı isteriz ama olanaklı ve mümkün olanı gerçekleştirmekten imtina etmeyiz…  

Zor karakterini sınıflardan alır; her türlü zor sınıfsaldır. Örgütlü zoru ilk olarak uygulayan gerici sınıflardır.  İki temel sınıfa ait olmak koşuluyla iki tip zor vardır. Gerici sınıfların uyguladığı zor, zorun gerici niteliğini temsil ederken, devrimci sınıfların başvurduğu ya da başvurmak zorunda kaldıkları zor ise, zorun devrimci niteliğini temsil eder… Gerici zora karşı, devrimci zorun örgütlenmesi bir ilke meselesidir; siyasi iktidar mücadelesi devrimci görevin aslıdır. Bu devrimin temel ilkesi ya da temel kaidelerinden biridir. Devrim zor yoluyla gerçekleşir-gerçekleştirilir. Bunu reddeden komünist olamaz; bu bir.

İki; bu sürece komuta eden proleter devrimci öncüdür; proletaryanın önderliği tayin edici diğer ilkedir. Bunu reddeden de komünist olamaz. Üç, proletarya diktatörlüğü-devleti veya bunun bizdeki ifadesi olan proletarya ve emekçilerin diktatörlüğü-devletinin savunulması komünist devrimin bir başka temel ilkesidir. Bunu savunmayan da komünist olamaz. Ve dört; sosyalist devlet-iktidar altında devrimlerin sürdürülmesi, yani Proleter Kültür Devrimleriyle nihai amaca doğru ilerleme perspektifine sahip olmak veya savunmak da komünist devrimin temel ilkelerindendir… Biz niteliğimizi buradan almaktayız. Bizlerin niteliği hakkında değerlendirme yapma tasarrufunu kullananların bu ilkeler temelinde eleştiri yürütmesi tutarlı olandır. Diğeri ampirik ve güdüktür…

Evet, ilgili ilkeler ve teori bağlamında savunularımızın geçerlilikle sağlam olması, taktik siyasette yanlış yapmayacağımız ve bu bağlamda taktik siyasetimizin eleştirilemeyeceği anlamına gelmez. Lakin bu temel, stratejik savunu ve doğrultumuzdan kopmadığımız ve onun basit yoldan masaya yatırılmaması gerektiği anlamına kesinlikle gelir…

‘‘TKP ile ittifak yapıyorsunuz, o halde siz temel doğrultu ve savunularınızdan kopuyorsunuz. Siz taktik siyasette şu ödünleri verdiniz, o halde siz temel ilke ve savunularınızdan kopuyorsunuz‘‘ vb. vs. mealinde yapılan değerlendirme ve eleştiri biçimleri, taktik siyasetimize karşı salt kuşkucu olup genel normlara uygun olmayan yargılardır. Yine, ‘‘O şunu söyledi, konuşurken bunu dedi‘‘ vb. vs. şeklinde kişilere ve kişilerin sözlerine endeksli yapılan değerlendirmeler de bir hareketin temel yönelim ve siyasetini ölçme ciddiyetinden yoksundur; en azından yetersizdir, hiç değilse erkendir…  İddiamız şudur; dönemsel taktik siyasetimizin tümünde hatalı da olsak, bu, stratejik savunu ve doğrultumuzda kuşkuya düşmeye yeterli neden olamaz. Söylemeye hacet yok ki, stratejik savunu ve doğrultumuzu kayıtsız şartsız biçimde temsil ederek sürdürüyoruz.

Bilincini taşıyarak farkındayız ki, genel olarak siyaset sahası kaygan ve kırılgandır. İlkelerin güdümünde geliştirilmeyen siyasetin her türden sapmaya açık olduğu görüşünü açıklıkla paylaşmaktayız. Taktik siyasetin stratejiyi kemirebileceğini tarihsel tecrübelerimizle fevkalade bilmekteyiz. Ne ki, siyasetsiz-taktiksiz bir mücadele ve bir strateji de telakki edilemez. Onun tehlikelerini bilerek ve onu ilkelere tabi ele alarak uygulamaktan imtina edemeyiz, edilemez de… Mücadelenin zorlukları salt düşmanın askeri-siyasi baskı ve faşist saldırılarıyla sınırlı değil, bizzat mücadelenin geliştirilmesi ve mücadele siyasetinin uygulanmasıyla da anlamlıdır. Risklere girmeyen bir siyasetin zorlu mücadeleleri göğüsleme yeteneği edinmesi tasavvur edilemez. Yasal-açık alan demokratik mücadele siyaseti ve buraya has araç ve biçimler potansiyel olarak yasalcılık, reformizm gibi sağ eğilim tehlikelerini barındırır ve besler. Bundan ötürü komünistler bu alan, araç ve biçimleri kullanmaktan geri durmaz, duramazlar. Dahası, onlar en gerici kurumlarda bile örgütlenmekten imtina etmezler. Mesele, bu mücadele biçimlerinin hangi anlayış ve bakış açısıyla ele alındığı, temel devrimci ilke ve amaca uygun olup olmamalarıdır…

Devrimci halkalara tutunarak ve kaybetme pahasına riskleri de göze alarak ilkeli devrimci doğrultumuzu sürdüreceğiz

Sonuç olarak, bütün tartışma sürecinin gösterdiği veya bizlerde uyandırdığı en genel sonuç şudur; eleştirenler ile eleştiriye vesile olan işler yapan dinamik arasındaki çelişki esasta bu sürecin sonunda netleşecektir. Son tahlilde taktik siyasetin başarısı veya başarısızlığı, bütün tartışma ve eleştirilerin gerçek karşılığı ya da belli bir gerçekteki karşılığı tarafından açığa çıkarılacaktır. Hatalı siyasetin başarı elde etmesi mümkün olsa da, esasta başarıyı koşullayan doğru siyasettir; bu inkar edilemez. Kuşkusuz ki, salt sonuçlardan hareketle siyasetteki doğruluk-yanlışlık tayin edilemez. Nedenler de en az sonuçlar kadar önemlidir ve sonucun biçimlenmesini koşullayandır; bazen bir çok faktörle birlikte belirleyendir. Siyaset ile başarı arasında, tıpkı neden ile sonuç arasındaki gibi doğru orantılı bir ilişki vardır. Buna karşın, başarının elde edilmesi, mutlak biçimde siyasetin doğru olduğu anlamına gelmez. Bu bakımdan, sonucun başarı olarak biçimlenmesi, siyasetteki hataları ve buna dönük eleştirileri boşa çıkarmanın gerekçesi olmaz. Doğru-yanlış tartışması ayrı, başarı-başarısızlık ayrı olarak mütalaa edilir, edilebilir…

Bizler, kısmi hata ve zaaflara karşın esas anlamda siyasetimizin doğruluğundan kuşku duymamaktayız. Bu anlamda siyasetimizin sonunda belli başarılar elde edeceğimizden de kuşku duymamaktayız. Fakat, siyasetin tabiatı bir dizi belirleyen ve birçok faktörle değişimlere ve sürprizlere gebedir. Siyasette garanti yoktur. Buna rağmen devrimci halkalara tutunarak ve kaybetme pahasına riskleri de göze alarak doğru siyasetimizde ısrar edip ilkeli devrimci doğrultumuzu sürdüreceğiz… Devrimci mücadele bundan başka bir mecrada ilerlemez… 



Nisan 2024
PSÇPCCP
1234567
891011121314
15161718192021
22232425262728
2930 

Daha Fazla Perspektif Haberler