
1 Mayıs’ta Taksim Meydanı’na yürümek istediği için tutuklanan kişilerin davası Çağlayan’da bulunan İstanbul Adliyesi 41’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülüyor.
‘Suçlu İstanbul Valisi ve kolluk kuvvetleridir’
Savunmasını yapan Agit Yanar, 1 Mayıs’ ta Taksim’e yürümenin suç olmadığına dikkati çekti. Yanar, asıl suçlunun İstanbul Valisi ve kolluk güçlerinin olduğunu vurgulayarak, “Emekçi bir ailenin çocuğuyum. Babam 30 senedir simit satar. Yarı zamanlı bir işçiyim, inşaatta çalışıyorum. 1 Mayıs, bu anlamda önemli bir semboldür. Bunca itirazı olan birinin gideceği yer meydanlardır. Benimle aynı suçu işlediği iddia edilenler öğrenci oldukları ya da tutuklulukta geçirdiği zaman göz önünde bulundurularak tahliye edildi. Hem KYK yurdundan hem de çalıştığım inşaattan atıldım. Suçlu değilim, asıl suçlu başta İstanbul Valisi olmak üzere bizi yaralayan kolluk kuvvetleridir” dedi.
‘Şiddeti polis uyguladı’
Savunmasını yapan Ayşe Beliz İnce de, 1 Mayıs’ın tarihsel önemini hatırlatarak, “Bu toprakların egemenleri 1 Mayıs’ı inkar etmeye çalışmış, beceremediklerinde kana bulamaya çalışmışlardır. 77’den beri Taksim Meydanı 1 Mayıs alanıdır. Buradaki 30 kişi için toplam 405 yıl hapis istemişler, az olmuş. Vali, İçişleri Bakanı değil de biz yargılanıyoruz. Ben bir damacana sebebiyle tutuklandım. ABD’deki Filistin’le dayanışma öğrenci eylemlerinde kullanılan damacana. Bu yargılamalar sadece haklılığımızı pekiştirir. İddianameye aleyhimize delil olarak konanlar bile lehimize delildir. Biz meydana varamadık, şiddetin büyüğünü polis uyguladı. Yasaları da anayasayı da polis çiğnedi” diye belirtti.
Savunmasını yapan Can Ersoy ise, Türkiye’de yaşanan ekonomik kriz ve geçim zorluğu nedeniyle 1 Mayıs’a gittiğini söyledi. Ersoy, “Taksim’e çağrı günler öncesinden yapıldı, yürüyüş kolu Saraçhane’den başlayacaktı. İddianamede yürüyüş için ‘yasak ve kanunsuz’ deniyor. Ancak Taksim, pek çok kutlama ve konserin yapılabildiği bir yer, kalabalık bir gösteriye uygun bir meydan. Ama yalnızca muhalif fikirlere yasaklanabilen bir yer. Bu, hükümetin tutumudur. İşçi sınıfının bir araya gelmesinden korkulmasından kaynaklanıyor. Kopyala yapıştır bir iddianameyle koca bir mitingi ve anayasal hakkı ‘kanunsuz’ ilan etmek kanunsuz bir hareket. Biz görüşlerimizi Taksim Meydanı’nda ifade etmek istedik, sizin de hangi fikirlerin engellendiğini anlayabilmeniz için. Ekonomik krizi ne düzeyde yaşıyormusunuz bilmiyorum ama halkımız çok ciddi şekilde yaşıyor. Sadece patronlardan taraf kararlarla işçinin, emekçinin boğazını sıkar hale geldiler; buna itiraz edecektik. Pek çok ihale, kazanç garantili şekilde peşkeş çekiliyor. Ancak halka yine yoksulluk kalıyor. Biz bu fikirler etrafında Taksim Meydanı’nda olmak istedik. Biz, Saraçhane’ye zaten arama noktasından geçerek girdik.”
‘Talep ettiklerimi haykırmak için 1 Mayıs’ta gittim’
Savunmasını yapan Ceyda Elmas da, öğrencilerin yaşadığı sorunlara dikkati çekerek, “Toplum nezdinde yarım asırı aşkın süredir yer etmiş 1 Mayıs’ı toplumsal bir görev biliyorum. Güvencesiz çalışma koşullarının, eşit işe eşit ücret alamamanın, emeklilerin çalışmak zorunda kalmasına karşı; LGBTİQ+ arkadaşlarım, sıra arkadaşlarım için 1 Mayıs’taydım. Gençler artık hayallerine göre değil ekonomik durumlarına göre üniversiteye gidiyorlar. Ben bir üniversite öğrencisi olarak talep ettiklerimi haykırmak için 1 Mayıs’a gitmek istedim” dedi.
Tutuklu yargılanların savunmaları sürerken 12.30’da 15 dakikalık ve 13.10’da 45 dakikalık aralar verildi.
Verilen aranın ardından savunma yapan Sosyalist Meclisler Federasyonu (SMF) Dönem Sözcüsü Mahir Gürz, 1 Mayıs her şeyden önce bir kavga günüdür ve kızıldır. 2024 1 Mayıs’ına katıldığım ve iktidarın hukuksuz bir şekilde yasak getirdiği 1 Mayıs alanı olan Taksim Meydanı’na çıkma iradesi gösterdiğimiz için onlarca arkadaşımız ile birlikte iktidar ve güdümündeki ana akım burjuva medyanın tabiri ile “şafak” baskını ile işkenceyle gözaltına alınıp tutuklandık. Savcılık ve mahkemede ifade ettiğim gibi sendika, emek örgütleri, sosyalist kurumlar ve üyesi olduğum SMF’in çağrısı ile 1 Mayıs’a katıldım. Bu anlamda hakkımızda hazırlanan iddianamenin baştan sona hukuksuz gerekçelerden olduğunun altını çizmek isterim” dedi.
‘1 Mayıs ve 1 Mayıs alanı olan Taksim Meydanı’na çıkma hakkımız iktidar tarafından yasaklanarak gasp edilmiştir‘
Mahir Gürz savunmasına şöyle devam etti: “1 Mayıs’tan sonra İstanbul Valisi’nin açıkça hedef göstermesi iktidar ve güdümündeki anakım burjuva medyanın yarattığı algı operasyonu, manipülasyon ve 1 Mayıs’a katılanları kriminalize gösterme çabalarının sonucu olarak gözaltı ve tutuklama terörüne maruz kaldık. Anayasal bir hak olmak ile birlikte esas olarak meşru olan 1 Mayıs ve 1 Mayıs alanı olan Taksim Meydanı’na çıkma hakkımız ve irademiz iktidar tarafından açıkça yasaklanarak ve engellenerek gasp edilmiştir. Bu anlamda suçlu olanlar bizler değiliz. Asıl suçlu olanlar 1 Mayıs alanlarını halka yasaklayan, haklarını kullanarak 1 Mayıs’ta katılanları işkence ile gözaltına alan ve tutuklayanlardır.
‘İktidar düşmanca tavrını bir kez daha çıplak bir şekilde göz önüne sermiştir’
İktidarın 1 Mayıs’a dönük tutumu, temsil ettiği sermaye sınıfı, işçi sınıfının ve emek mücadelesine yönelik politik posizyonunu ve düşmanca tavrını bir kez daha çıplak bir şekilde göz önüne sermiştir. Evet karşımızda tamı tamına kapitalist sömürü düzenini temsil eden ve emeğe, doğaya, kadına, bilime, sanata, aydınlığa, geleceğe, yani iyiden, güzelden ve özgürlükten yana herşeye düşman bir iktidar gerçekliği ile karşı karşıyayız. Bu anlamda iktidarın 1 Mayıs’a dönük tutumu da bizler açısından şaşılacak bir durum değildir. İktidar tam da temsil ettiği sermaye sınıfının çıkarına ve karakterine uygun bir poziyonda hareket etmiştir.
‘1 Mayıs herşeyden önce bir kavga günüdür ve kızıldır’
1 Mayıs uluslararası işçi sınıfının ve emekçilerin kapitalizme karşı mücadelesinde kan ve can bedeli ile kazandığı en önemli tarihsel kazanım ve günlerden biridir. Bu onurlu ve uzun mücadelede yüzlerce işçi ve emekçi yaşamını yitirerek ölümsüzleşti. Dolayısıyla, 1 Mayıs’ı sadece emek, dayanışma ve mücadele günü olarak tanımlamak ve sınırlanmak onun tarihsel ve sınıfsal mahiyetini zayıflatan bir durumdur. 1 Mayıs herşeyden önce bir kavga günüdür ve kızıldır.
‘1 Mayıs ezilenlerin kapitalist barbarlığa karşı öfkesini kuşandıkları bir gündür’
1 Mayıs coğrafyamız ve dünyanın dört yanında işçi sınıfı ve emekçiler başta olmak üzere, ezilen ulusların, milliyetlerin, inançların, kadınların, gençlerin, LGBTİ+’ların yani kapitalist sömürü düzeni tarafından haksızlığa, baskıya, sömürüye, katliamlara, şiddete ve her türlü gericiliğe karşı kendi taleplerini haykırdıkları, başka bir dünyanın yani sosyalizmin mümkün olduğunu ve kapitalist barbarlığa karşı öfkesini kuşandıkları bir gündür.
‘İktidarın Taksim Meydanı’nı başta 1 Mayıs olmak üzere bir bütün işçilere, emekçilere ve ezilenlere yasaklaması Anayasa’da suç olduğu gibi bizler, açısından hiçbir hükmü ve meşrululuğu bulunmamaktadır.’
Coğrafyamızda, 1 Mayıs’lar her politik süreci ve tarihsel dönemin koşullarına uygun olarak özgünlükler taşımak ile birlikte, işçi sınıfı ve emekçilerin kararlı mücadelesi, kazanımları ve ödenen ağır bedellerle kesintisiz olarak bugünlere kadar gelinmiştir. Kuşkusuz coğrafyamızda 1 Mayıs denilince ilk akla gelen Taksim Meydanı’dır. Çünkü tarihe kanlı 1 Mayıs olarak geçen 1977 1 Mayıs’ında 37 işçi ve emekçi katledilmiştir. Dolayısıyla, Taksim Meydanı’nı işçi sınıfı, emekçiler ve ezilenler açısından tarihi 1 Mayıs alanı olarak görülmesinin ve ısrar edilemesinin tarihsel ve sınıfsal mahiyetini bulunmaktadır. Bundan ötürü işçi sınıfı ve emekçilerin 1 Mayıs’ı Taksim Meydanı’nda kutlanmak istemesi kadar doğal, tabi ve meşru bir durum olamaz. Hiçbir yasak, engel ve hukuksuzluk bu tarihi gerçeği ortadan kaldıramaz. Bu bağlamda siyasal iktidarın Taksim Meydanı’nı başta 1 Mayıs olmak üzere bir bütün işçilere, emekçilere ve ezilenlere yasaklaması Anayasa’da suç olduğu gibi bizler, açısından hiçbir hükmü ve meşrululuğu bulunmamaktadır. 1 Mayıs Taksim yasağı noktasında AYM’nin ilgili ve bağlayıcı hak ihlalli kararına rağmen, iktidar kendi yasalarınıda çiğneyerek Taksim’i yasaklaması işçi ve emekçilere kapatması aynı zamanda bir suçtur. Bu bağlamda kendi yasaklarını ve bağlayıcılığı olan uluslararası sözleşmeler ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarını da tanımayan zorba bir iktidar ile karşı karşıyayız.
‘Taksim bizim için 1 Mayıs’tır, emektir, mücadeledir, dayanışmadır, direniştir, sanattır, umuttur ve elbette Cumartesi Anneleri’dir, Gezi’dir’
Taksim Meydanı, işçi sınıfı, emekçiler ve ezilenler açısından tarihsel, politik ve kültürel anlam ve mahiyeti Cumhuriyet tarihinin en görkemli isyanlarından biri olan Gezi, Haziran Halk Hareketi’yle birlikte daha ileri bir düzeye ve niteliğe ulaşmıştır. Tarihi 1977 kanlı 1 Mayıs’ı ile hafızlara kazınan ve işçi sınıfı için politik bir simge olan Taksim Meydanı Gezi/ Haziran Hareketi ile birlikte özgürlüğün, dayanışmanın ve başkaldırının adı olmuştur. Bundan ötürüdür ki, Taksim Meydanı ülke sınırlarını da aşan bir boyutta, uluslararası işçi sınıfı ve dünya halkların bilincinde ve mücadelesinde yer edinen tarihsel bir öneme sahiptir. Dolayısıyla, Taksim bizim için 1 Mayıs’tır, emektir, mücadeledir, dayanışmadır, direniştir, sanattır, umuttur ve Taksim elbette Cumartesi Anneleri’dir, Gezi’dir.”
‘Filistin’de İsrail polisinin yaptığını burada polis bize yapmıştır’
SMF MYK üyesi Yılmaz Yeter de, “1 Mayıs’a üyesi olduğum sendika ile katıldım. Yasal haklarımızı kullandık. Biber gazına maruz kaldım. Astım hastalığım var. Kendini korumak istedim.. Astım olduğumdan dolayı da olay yerinden ayrılmaya çalıştım. Filistin’de İsrail polisinin yaptığını burada polis bize yapmıştır. Demokratik, hakkımızı kullandık” dedi.
Savunmaların ardından mütalaasını sunan savcılık tutsaklar için tutukluluğa devam kararı ve adli kontrollerin kaldırılmamasını istedi. Mahkeme 15 dakika ara verdi. Verilen aranın ardından avukat savunmaları ile duruşma devam ediyor.

