Bizimle iletişime geçin

Söyleşi

Görevden almalardan kayyımlara | ‘Kürtlerin seçim yapmasını istemiyorlar’

Yerel seçimlerden sonra “değişim, reform, yumuşama” açıklamalarının arka arkaya geldiği bir dönemde Hakkari’ye kayyım atanmasının ardından, hukuki boyutlarını ve “normalleşme” tartışmalarını ÖHD’den Avukat Emrullah İriz ve DEM Parti 2. Bölge Eş Sözcüsü Gizem Kuzuk ile konuştuk.

31 Mart yerel seçimlerinden sonra Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Merkez Yürütme Kurulu ve Van Büyükşehir Belediye Eş Başkanı Abdullah Zeydan’ın memnu hakları Adalet Bakanlığı’nın talimatıyla geri alınmış ancak gelen tepkiler üzerine geri adım atılmıştı. 

Son olarak Hakkari Belediye Eş Başkanı seçilen Mehmet Sıddık Akış, görevden uzaklaştırılıp yerine Hakkari Valisi Ali Çelik kayyım olarak atandı.

İçişleri Bakanlığı, Akış’ın gözaltına alındığını ve soruşturmanın salahiyeti için 24 saatlik avukat görüş yasağının getirildiğini açıkladı. Kayyım atamasının ardından birçok kentte gösteri, yürüyüş ve toplantı yasakları getirildi. Mehmet Sıddık Akış mahkemede 19 yıl hapis cezası verilerek tutuklandı. 

Avukat Emrullah İriz

“Kayyım politikalarının hukuki karşılığı nedir?” Sorusunu yönelttiğimiz Özgürlükçü Hukukçular Derneği’nden Avukat Emrullah İriz, 15 Temmuz darbe girişiminden sonra yapılan bu düzenlemelerin hukuki bir karşılığının olmadığını ve anayasaya aykırı bir şekilde düzenlemelerin yapıldığına dikkat çekerek, “Belediye Kanunu’nun 45. maddesine atıfta bulunarak, bir belediye başkanının görevden alınması durumunda onun yerinde belediye meclisinde yapılan bir seçimle yeni başkanın seçilmesi gerekir kanunen. Atama usulü belediye başkanı atamak hukuka aykırıdır” diye konuştu.

İçişleri Bakanlığı’nın çeşitli gerekçelerle soruşturma altında bulunan belediye başkanını görevden alma yetkisinin bulunduğunu ancak devletin bu durumu hukuksuzca suistimal ettiğini kaydeden İriz, en temel ceza kanunu ilkelerinden olan “masumiyet karinesini” ilkesinin ihlal edildiğini çünkü kesinleşmiş bir ceza bulunmadan suçluymuş gibi davranılmasını anayasaya aykırı olduğunu söyledi.

‘Bu bir siyasi soykırım operasyonudur’

İriz, 2016’da belediye kanununa eklenen fıkra ile “terörden” veya “teröre yardımdan” bir belediye başkanının görevden uzaklaştırılması halinde İçişleri Bakanlığı’nın görevlendirilme yapacağına dair karara dikkat çekerek, hukuksuzluğun artık norm haline geldiğini belirtti.

Van’da Abdullah Zeydan’ın memnu haklarının geri alınarak kayyım atanması sürecine değinen İriz, “Demokratik kamuoyunun tepkisi sonucunda, orada iktidarın hukuku uygulamaya zorlandığını belirterek, “Hakkari’de de benzer durum yaşandığı zaman hukuku uygulamak zor değil, aksi takdirde siyasal iktidarın diğer bölgelere kayyım atamama gibi bir garantisi yok” diye konuştu. 

Hakkari Belediyesi’ne İçişleri Bakanlığı tarafından yapılan kayyım atamasındaki hukuksuzluğa dikkat çeken İriz, “Belediye başkanı yeni bir soruşturma kapsamında kayyım atanıyor. Eğer bu soruşturma seçim öncesinde başlamışsa mazbata vermeyeceklerini baştan ifade etmeleri gerekiyordu. Bitlis’te mesela İlçe Seçim Kurulu tarafından Dem Parti’nin adayına mazbata verilmeyeceğini söylendi ve aday değiştirildi. Adaylığın önünde herhangi bir engel yok deniliyorsa ve mazbata veriliyorsa ondan sonra “suç” yaratılıyorsa bu kötü niyettir. Bu bir siyasi soykırım operasyonudur” dedi.

Merkezi yönetimin yerel yönetim idaresine müdahale etmemesine ilişkin belediye kanunu hatırlatan İriz, “Gelinen aşamada ise vali kayyım olarak belediyeye atanıyor. Yerel yönetimler seçimini neden yapıyorsunuz o zaman diye sordu? Yerelin kendi yönetiminde ne söz hakkı var?” dedi.

Batı’daki baroların tepkisizliğini kabul edilemez bulduğunu ifade eden İriz, “Kürt illerindeki barolar kayyım atanmasına karşın direkt ortak açıklama yaptılar ama İstanbul Barosu iştirak etmedi. Avukatların tepkisi sonucu bir açıklama yayınlamak zorunda kaldılar. Ondan da sadece mevzuatı kopyaladılar. Hukuka aykırı dediler. Sadece hukuka aykırılığı dile getirirseniz hukuksuzluğu yapmaya devam ederler. Diğer barolardan ses bile çıkmadı” diye eleştirdi.

‘Normalleşme’

Siyasal alanda ise yerel seçimlerden sonra “değişim, reform, yumuşama” açıklamalarının arka arkaya geldiği bir dönemde Hakkari’ye kayyım atanmasının ardından, bundan sonraki süreçte nasıl bir politika izleyeceklerini ve “normalleşme” tartışmalarını DEM Parti 2. Bölge Eş Sözcüsü Gizem Kuzuk ile konuştuk.

Siyasal anlamda ’normalleşme’nin 31 Mart yerel seçimlerinde yenilgi alan AKP’nin baskı ve yıldırma politikalarıyla bu süreci atlatma hamlesi olarak gören ve bunu en iyi Van’a kayyım atama girişiminde gördüklerini ifade eden Kuzuk, “‘Normalleşme süreci’ söylemlerinin gerçekliği yansıtmadığını Kobane Davası’nda gördük. Dava sürecinde hukukun tamamen ayaklar altına alındığı bir süreç gerçekleşti. Sonuçları itibariyle arkadaşlarımıza verilen orantısız cezalar sadece Kürtlere değil aynı zamanda Kürt halkının yanında durma iradesi gösteren tüm sol/sosyalist örgütlere de bir tehdit içeriyordu bu kararlar. Kürt halkının yanında durursanız, barış iradesinin yanında durursanız sizleri cezalandırmaktan geri durmayacağız, ağır cezalar vereceğiz mesajını ilettiler” dedi.

‘Halk iradesine sahip çıkma noktasında kararlı’

Hakkari Belediyesi Eş Genel Bakanı Mehmet Sıddık Akkaş’ın yerine kayyım atanmasına da değinen, Kuzuk, bu kararın Kürtlerin seçme ve seçilme hakkının elinden alınmasıdır yorumunu yaparak, “AKP/MHP faşizmi Kürtlerin seçim yapmasını istemiyor. Seçerlerse de onları hapse atacağız algısı oluşturuyorlar. Kürtler milletvekili seçmesin, Kürtler yerel yönetimlerin kimlerin yöneteceğine karar vermesin, biz karar veririz. Ama bu politikalara karşı ciddi bir halk direnişiyle karşılaşacaklarını söyleyebilirim. Halk iradesine sahip çıkma noktasında kararlı ama bunu engellemek için halkın demokratik protesto hakkını gasp ediyorlar. Hakkari’nin ve Kürdistan’ın birçok kentinde protesto yasakları getirdiler. Onlar yasak koydular ama biz demokratik meşru haklarımızı kullanmaktan vazgeçmeyeceğiz” diye konuştu.

Taşımalı oy sistemi ile birçok Kürt ilinde seçmen iradesinin sandıkta gasp edilmeye çalışıldığına dikkat çeken Kuzuk, Hakkari’ye kayyım atanmasının da sürpriz olmadığını belirtti. 

Hakkari’ye kayyım atanmadan önce Hilvan’da, AKP’nin büyük bir yenilgi aldığını hatırlatan Kuzuk, “Hilvan’ın yenilgisinin acısını Hakkari’de çıkarmak istediler. Birçok Kürt ilinde kabul görmediklerini biliyorlar. Bu yüzden de çeşitli hileli yöntemlere başvuruyorlar. Bu hileli yöntemin de işe yaramadığı için de Hakkari’de başlamaları manidar tabii ki” dedi.

Hakkari’de yaşanan İstanbul’da da yaşanabilir

Yeni kayyım risklerine de dikkat çeken Kuzuk, “Gerekli ölçüde halk tepkisi gerçekleşmezse eğer yeni kayyım girişimleri de söz konusu olabilir. Van bir denemeydi. Hakkari de bir denemedir. 2019’daki kayyım atamalarında yeterli bir direnişle karşılaşmadıkları için gasp ettiler çoğu belediyeyi. Bugün Van’daki direniş geri adım attırdı. Hakkari örneğinde de yeterli direniş gösterilmezse eğer bu durum başka yerlerde yaşanabilir. Hakkari’de yaşanan İstanbul’da da yaşanabilir. Dün Van’da yaşanan İzmir’de yaşanabilir. Bunun önündeki tek engel toplumsal muhalefetin gücüdür” dedi.

Belediyelere ilişkin alınan kararların mahkemelerde alınmadığını ve yürütme erkinin yargı üzerinde korkunç bir baskının bulunduğuna da değinen Kuzuk, “İçişleri Bakanlığı çıkardığı genelgeyle belediye başkanımızı zaten suçlu gösterdi. O yüzden yargı kararları nitelendirmemek gerekiyor bu süreçleri” ifadelerini kullandı.

Yerel seçimler öncesi parti adaylarına seçilebilme yeterliliğinin verilmesini ve sonrasında ise ‘suçlu’ ilan edilip yerine kayyım atanmasını eleştiren Kuzuk, “Bizim şu an Hakkari’de seçilmiş bütün siyasetçilerimiz belediye dışında tutulup, belediyeye girmeleri engelleniyor. Bizim eş başkanlık gibi bir sistemimiz var. Eğer başkanlık değişimi olacaksa bu seçilmişlerin içinden yeniden seçilmelidir. Olması gereken ve yasal olan da budur. Ancak bizim belediyelerimize kayyım atandığında bütün seçilmişlerimiz belediye dışında bırakılma girişimiyle karşı karşıya bırakılıyor. Kendilerini hem yargı yerine koyuyorlar hem de sizin yerinize yönetecek olanı göndereceğiz mesajı vermek istiyorlar” dedi.

Bu süreci Türkiye halklarının birlikte yaşama, barış içinde yaşama ve demokrasinin önündeki engellerin kaldırılması önündeki büyük bir darbe sürecidir tanımlaması yapan Kuzuk, “Süreç ülkenin barışa, demokrasiye, insan haklarına inanan her kesiminin mücadele etmesi gereken bir süreçtir. Muhalefetin, demokrasi güçleriyle, devrimci güçleriyle birlikte hareket edip; Edirne’den Hakkari’ye bir bütün olarak bunun karşısında durulması gereken bir süreçtir. Hep birlikte mücadele edilmesi gereken bir süreçten geçtiğimizi belirtmek isterim” dedi.

Venedik komisyonu kararı!

Avrupa Konseyi’nin Venedik Komisyonu hukuk uzmanları; Kürt illerinden seçilmiş adaylar ve belediye başkanları hakkında Türkiye’nin verdiği kararlara ilişkin Avrupa Konseyi Yerel ve Bölgesel Yönetimler Kongresi’nden gelen talep üzerine 20 sayfalık bir görüş belirtti.

Türkiye’nin 31 Mart seçimlerinde başarılı olmuş bazı adaylara belediye başkanlığı mazbatasını vermediği; Diyarbakır, Mardin ve Van büyükşehir belediye başkanlarını ise görevlerinden alarak yerlerine “kayyım” olarak o illerin valileri atadığına işaret edildi.

Şubat ayında Türkiye’ye yapılan bir heyet ziyaretinden sonra hazırlanan Venedik komisyonu görüşünde; hem 11 Nisan 2019 tarihli Yüksek Seçim Kurulu kararının hem de İçişleri Bakanlığının 19 Ağustos 2019 tarihli seçilmiş adayların ve belediye başkanlarının görevden alınması kararının, 15 Temmuz darbe girişiminin ardından yürürlüğe sokulan OHAL kapsamında yapılan düzenlemelerle bağlantılı olduğuna dikkat çekildi.

Raporda YSK kararının da Kayyım atamalarının da OHAL düzenlemeleriyle yapıldığı, OHAL’in resmi olarak sona erdiği ama rejim haline getirildiği, 6 Mazbatası alınan HDP’li belediye başkanlarının derhal görevlerine iade edilmesi gerektiği vurgulandı.

Kısa Bir Kayyımlar Tarihi

1979’da Hilvan Belediyesi’nin başkanı Nadir Temel ve meclis üyelerinin görevden alınması, 1999 seçimlerinde Diyarbakır/Lice ve Ağrı/Diyadin belediyelerinin ve HADEP sürecinde kazanılan Mersin Belediyesi’nin zorla el değiştirilmesi, 19 Şubat 2000’de ise Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı, Siirt Belediye Başkanı ve Bingöl Belediyesi başkanlarının görevden uzaklaştırılması. 

Kayyım uygulamalarının başlangıç tarihisi ise 11 Eylül 2016.

674 Sayılı KHK’ye dayandırılarak HDP’nin bileşeni olan DBP’den seçilen belediyelere kayyım atamaları yapıldı. 3 büyükşehir, 10 il, 63 ilçe ve 22 belde ile DBP’li toplam 95 belediyeye kayyım atandı.

31 Mart 2019 yerel seçimlerinde ise kayyımla yönetilen belediyelerde yüksek bir katılım gözlenmiş ve HDP; 3 Büyükşehir, 5 İl, 45 İlçe ve 12 belde belediyesi olmak üzere toplamda 65 belediye kazandı.

İkinci dalga “kayyım” atamaları seçim tarihinden hemen sonra hayata geçirdi. İçişleri Bakanlığı kararıyla Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Selçuk Mızraklı’nın görevden alınarak yerine kayyım atandı. Kayyım atama talebinin ise bizzat Diyarbakır Valiliği tarafından seçimden birgün önce yapıldığı sonradan öğrenildi. Bu tarihten itibaren Kürt belediyelerine dönük kayyım atamaların çerçevesi genişletilmiş ve 32 belediyeye kayyım atanmış, 23 belediye eş başkanı tutuklanmış, 60 belediye meclis üyesi görevinden uzaklaştırılmış 10’u da tutuklanmıştı.

3.Dalga “kayyım” atamalarında ise İçişleri Bakanlığı tarafından Hakkari Belediye Başkanlığı’na kayyım atandı. Hakkari Belediye eş Başkanı Mehmet Sıddık Akkaş tutuklandı.



Haziran 2024
PSÇPCCP
 12
3456789
10111213141516
17181920212223
24252627282930

Daha Fazla Söyleşi Haberler