
Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA), Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF), Avrupa Demokratik Dersim Birlikleri Federasyonum (ADEF), Dersim Dernekleri Federasyonu (FDG), Dersim Tarih ve Kültür Merkezi (DKG), Dersim 38 Soykırım Karşıtı Derneği (DSKD) ve Dersim İnşa Kongresi’nin (DİK), bileşenleri olduduğu Dersim Soykırımı Mağdurları İnsiyatifi, tarafından yapılan yazılı açıklamada, devlet tarafından yürütülen asimilasyon politikalarının artış gösterdiğini belirterek, Dersim halkının hiç olmadığı kadar kültürel soykırımla karşı karşıya bırakıldığını vurguladı.
‘Dersim nefessiz bırakılmak isteniyor’
Dersim Soykırımı Mağdurları İnsiyatifi, Diyanet’in Dersim’de asimilasyona devam ettiğini vurgulayarak, “Dersim nefessiz bırakılmak isteniyor. Diyanet asimilasyona devam ediyor. Kendine özgü sosyo-kültürel özelliklerinden ötürü, öteden beri ağır bir kuşatma altında tutulan Dersim coğrafyası ve toplumu, tarihinde hiç olmadığı kadar çok katmanlı kültürel kırım politikalarıyla karşı karşıyadır. Uzun erimli bu politikalar gerek zorla, gerek yaşam alanlarının daraltılması sonucu yoğun göçe sebebiyet vermiştir. Böylece günümüzde Dersim toplumu dört bir yana dağılmış; insansızlaştırılan coğrafyada kültürel kimliğin can damarları kesilerek, kendisini farklılığıyla yaşatma ve geleceğe taşıma problemi ile karşı karşıya bırakılmıştır” denildi.
‘Doğa, maden ve baraj şirketlerinin yağma alanına dönüştürülmüştür’
Alevi inancında kutsal görülen doğa, maden ve baraj şirketlerinin yağma alanına dönüştürüldüğüne vurgu yapılan açıklamada, “Topraklarından kopma sonucu kuşaklar arası aktarım büyük oranda kesintiye uğramıştır. Alevi inancının omurgasını oluşturan ocak-talip-rayber-pir-mürşit ilişkisi, geri döndürülemeyecek şekilde tahrip olmuştur. Kutsal mekanlar mana kaybına uğramış, toplumsal hafızanın taşıyıcısı söylenceler başkalaştırılmıştır. Alevi inancında kutsal görülen doğa, maden ve baraj şirketlerinin yağma alanına dönüştürülmüştür. Dersim açısından gerçeklik bu kadar yakıcı iken, Osmanlı’dan devralınarak cumhuriyetin kuruluşuyla birlikte kesintisiz sürdürülen kırım politikaları ve toplumsal mühendislik hesapları, artık sonuca ulaştırılmak ve Dersim toplumunun kültürel kimliğinin kapatılmak istendiği tabuta, son çiviler çakılmak istenmektedir” diye belirtildi.
‘Yüz yıldır değişmeyen politikada ısrar’
Yapılan yazılı açıklamada, Dersimin Türkleştiirlmek istediğinin altı çizildi. Açıklamada, “Yüz yılı aşkın süredir yapılmak istenenler, en açık biçimde 1933 tarihli Jandarma Umum Komutanlığı raporunda, ‘Yavuz’un gazabı olmasaydı bugün güzel Anadolu’muzda bir tek Sünniye tesadüf etmezdik. Eğer Yavuz’un gazabı Dersim’in yalçın dağları içine girebilmiş olsaydı, herhalde Dersim’i, bugün maddi ve manevi başka bir yol üzerinde görürdük,’ şeklinde dile getirilmiştir. Yavuz’un gazabından arzu edilen, Sünni Hanefi ve Türkleşmiş Dersim’dir. İşte, Cumhuriyetin toplumsal mühendislik politikalarıyla desteklenen bu stratejik plan, “Türkiye’nin yeni yüzyılı” olarak nitelendirilen bu yüzyılda, Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde, AKP/MHP iktidarınca, nihayete ulaştırılmak istenmektedir. Yerli nüfusun çoğunluğunun Alevi’lerden oluşan şehir merkezinde beşinci caminin temelini atmak üzere, 28 Ağustos 2024’te Dersim’e (Tunceli) giden Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın girişimini ve konuşmasını bu kapsamda gördüğümüzü özellikle belirtmek isteriz” denildi.
‘Erbaş, Birleşmiş Milletler sözleşme ve bildirgelerini hiçe saymış’
Açıklamada asimilasyonun derinleştiğine şu sözler ile dikkat çekildi; “Medeniyet, kültürlerin ortak mirasıdır. ‘Şehirlerin medenileşmesinde en büyük pay camilerdir,’ diyerek ‘ötekini’ kendince hizaya sokmayı buyuran Erbaş, Birleşmiş Milletler sözleşme ve bildirgelerini hiçe saymış, asimilasyonist politikaları derinleştireceklerini açıkça ortaya koymuştur. BM Yerli Halklar Bildirgesi, ‘Halkların kendilerini farklı addedebileceklerini ve onlara bu özellikleriyle saygı gösterileceğini,’ teyid eder. İnsanlığın ortak mirasını teşkil eden medeniyet ve kültürel zenginliğe tüm halkların katkı yaptığını bildirir. BM’nin bu ilkesel yaklaşımına karşın, Erbaş , bir Alevi şehrinde salt camileri medenileşmenin merkezine koyarak, fetihçi bir tutum sergilemiştir. Bu kültür fetihçi akla göre ‘medenileştirilmesi’ gereken, Dersim toplumu ve inancıdır. Konuşmanın bütününden çıkarılacak olan da budur.”
‘Ali Erbaş’ın medeniyeti kültür kırımdır’
Dersim’in kültür kırımı ile karşı karşıya olduğu vurgulanan açıklamada, “Ali Erbaş’ın medeniyeti, kültür kırımdır. Bu kolonyalist ve kültür fetihçi söylemin ne anlama geldiğini, Dersim toplumu, ‘medenileştirme harekatı’ olarak lanse edilen 1938 soykırımıyla deneyimlemiştir. Çok açıktır ki, Erbaş’ın sözleri ile dile getirilen, inancın ve kültürün ‘medenileştirilmesidir.’ Bunun da, kültür kırım olduğu, çok açıktır. Bundandır ki, Alevi inancının dominant olduğu tek şehir olan Dersim’de, bir Cemevi’ne karşılık bir avuçluk şehir merkezinde dört cami ile yetinilmiyor, beşincinin temeli atılıyor. Bundandır ki, bilim merkezi olması gereken Munzur Üniversitesi kampüsüne cami kondurulmuştur. Bundandır ki, Jandarma Kışlası yerleşkesine cami inşa ediliyor, Munzur Ortaokulu’nun bahçesinin bir kısmı bitişiğindeki cami bahçesine ekleniyor” ifadelerine yer verildi.
‘12 Eylül cuntasının bu politikası ve ruhu güncellenerek sürdürülmektedir’
12 Eylül’ün bugün de sürdüğünü belirten açıklamada; “Şehrin genelinde cami sayısının 117 olduğunu ve ekseriyetinin, 12 Eylül cuntasınca özel görevlendirilen General Vali Kenan Güven zamanında yapıldığı bilinmektedir. Kenan Güven’in bir diğer icraatı da, binlerce Dersim’li çocuğu ailelerinin rızası hilafına, yatılı imam hatip okullarına göndermek olmuştu. İşte, 12 Eylül cuntasının bu politikası ve ruhu güncellenerek sürdürülmektedir. Asimilasyonist kuşatmayı kırmanın tek panzehiri, birlikte davranma ve dayanışmadır. Önemle belirtmek isteriz ki, bu aşamada kurucu devlet aklının icracılarına, mevcut politikalarından vazgeçme çağrısı yapmanın bir karşılığı olmayacaktır. Bu akıl, İttihat Terakki’den bu yana varlığını, ötekinin yokluğu üzerine kurmuş olup, bu politikayı sürdürmede ısrarlı ve kararlıdır. Yapılması gereken bu politikalardan mağdur olan tüm toplumsal kesimlerin ortak hareket tarzını yaratabilmek, böylece kuşatmayı kırabilmektir” denildi.
‘Birlikte hareket etme günüdür’
Açıklamada, Dersim’e ve Alevi külütürüne sahip çıkmanın önemine değinildi. Açıklamada, “Bu kapsamda en başta tüm Dersimlileri, farklılıklarını koruyarak, Dersim’i savunma ortak paydasında bir araya gelmeye çağırıyoruz. Gün kendi aramızdaki farklılıklara odaklanma ve ayrılıkları derinleştirme günü değil, birlikte hareket etme günüdür. Diğer yandan Alevi inancının ve ocaklarının ana kaynağı Dersim’e sahip çıkmanın, ayrımsız tüm Alevi toplumunun ve bu toplum adına hareket eden kurumların güncel ve tarihsel sorumluluğu olduğunu hatırlatarak, Dersim’e sahip çıkmaya, ses vermeye çağırıyoruz. Yol Ulularımızın sözleri ile söylemek isteriz ki, ‘İnsanı ateş değil, kendi gafleti yakar. Kaybetmeye anlık gaflet yeter.’ Ya bu gün, şu anda, hemen birlikte davranıp harekete geçeceğiz, ya da yarın çok geç olabilir” diye belirtildi.

