
Filistin direniş örgütlerinin İsrail Siyonizm’ine karşı başlattığı Aksa Tufanı’nın birinci yılına ilişkin Samandağ Emek ve Demokrasi Güçleri açıklama yaptı.
Açıklamada, “Bugün 7 Ekim, emperyalistlerin Ortadoğu’da ki ileri karakolu olan Siyonist İsrail’e karşı Filistin direniş örgütlerinin başlattığı Aksa Tufan’ın birinci yıl dönümü! Şan olsun aşılmaz denilen duvarları aşanlara! Geçilmez sanılan demir kubbeyi kevgire çevirenlere! Şan olsun Filistin halkının onurlu direnişine” ifadelerine yer verildi.
Açıklamanın devamı şöyle;
Başta İngiltere ve ABD olmak üzere, emperyalizmin bölgemize bir savaş makinası olarak kuruluşunu sağladıkları Siyonist İsrail, Gazze’de çocuk, kadın, yaşlı 50 binin üzerinde insanı katletmesine, Gazze’yi harabe bir şehre döndürmüş olmasına rağmen, Filistin halkının direnişini kıramamıştır.
Siyonist İsrail bugün hala kıramadığı direnişin en büyük destekçilerinden Lübnan direniş örgütlerine ve Lübnan halklarına yönelik benzer katliamlara girişiyor. Son günlerde Beyrut’un Güney bölgesindeki imha saldırıları artarak devam etmekte. Siyonist İsrail, Lübnan’a yönelik başlattığı kara harekâtı, direniş karşısında ağır kayıplar vererek geri çekilmek zorunda kaldı. Hala herhangi bir ilerleme kaydedemeyen Siyonistler, Lübnan halklarına yönelik katliamlarla bu durumun üzerini örtmek istiyor! Ancak Lübnan ve Filistin direnişinin tarihi göstermektedir ki bu saldırılar direnişi bitiremeyecektir. Küllerinden doğarak 7 Ekim’de siyonist işgali varlık-yokluk denklemine sokan Filistin direnişi tüm kayıplarına rağmen gücü, iradesi ve onurlu duruşuyla dünya halklarına örnek olmaya devam ediyor. Lübnan’daki direniş cephesi İsrail’in yürüttüğü imha savaşına rağmen geri adım atmadan mücadeleyi büyütmeye devam ediyor! Geçilmez denilen demir kubbesiyle yenilmez olduğu iddia edilen İsrail, Tel Aviv’deki askeri üsleri yerle bir eden direniş cephesinin gerçekleştirdiği karşı saldırılarla hem prestijini hem de ideolojik zeminini kaybederek zayıflıyor.
Lübnan’a dönük başlatılan işgal harekâtı ve Beyrut’ta yapılan katliamlar, ABD önderliğindeki NATO’nun İsrail eliyle Ortadoğu’da bölgesel savaşı büyütme girişimidir. Lübnan ile birlikte hedef İran ve yenilgi yaşadıkları Suriye’dir. Artarak devam eden bu saldırılardan ve katliamlardan, “Camp David’’ ve “Abraham” anlaşmalarını yaparak işbirlikçilikte sınır tanımayan bölge devletleri sorumludur! Azerbaycan’da işgalci İsrail’in savaş uçaklarını üretenlerle ortak iş yapan ve çevre ülkeleri kullanarak İsrail’le lojistik ve ticari ilişkileri devam ettiren Türkiye sorumludur! Bölgenin kan gölüne dönmesinin tescilli faili ABD-NATO başta olmak üzere Filistin’in ve Lübnan’ın onurlu direnişine karşı işgal ve katliamlara destek veren dünyanın tüm egemenleri sorumludur.
Bugün Türkiye’de de içeride ve dışarıda savaş politikaları devrededir. İçeride işçilere, kadınlara, öğrencilere, halklara, hayvanlara yaşam alanı bırakmayarak, her hak talebine arsızca saldırarak baskı ve şiddet politikası ile yönetmeye çalışmaktadırlar. 9 yıl önce 10 ekim’de Ankara garında yaşadığımız katliam bunun örneğidir! Ekonomik krizin yükünü işçilere ve emekçilere yükleyerek, depremde yüzbinlerce insanı enkazda bırakarak, doğayı rant için yağmalayarak bizlere savaş açmışlardır. Dışarıda ise ABD ve NATO’nun tetikçiliğini yaparak savaşın bölgeye ve dünyaya yayılmasında rol almaktadırlar.
Hatırlayalım! 2011’de Suriye’nin başkenti Şam’da Emevi camiinde namaz kılma hayalleri kuranlar, hayallerini gerçekleştirmek için ÖSO, Nusra, IŞİD vb. selefi cihatçı çeteleri kurup, büyüterek yine katliamlar, soykırımlar gerçekleştirmişti. Bölge olarak Antakya bu savaştan en çok etkilenen yerlerden biriydi. Suriye’de büyütülen emperyalist savaş karşısında yine halkların direniş cephesi vardı. Suriye’de emperyalist işgale karşı başta Lübnan olmak üzere dünyanın birçok yerinden gelen enternasyonalist direnişçilerle, savaşçılarla ABD önderliğinde ki NATO ve işbirlikçileri amaçlarına ulaşamadılar. Bugün Lübnan’a yönelen işgal ve saldırıların temel sebeplerinden biri de budur.
‘Ortak bir mücadele yürütmekten başka yolumuz yoktur’
Özetle, kapitalist-emperyalist sistem yıkılmadıkça savaş durmayacaktır. Kundakladıkları bu savaşa ancak bölge ve dünya ezilen halklarının, işçilerin ve emekçilerin örgütlü bir karşı duruşu set çekebilir. Bugün Lübnan ve Filistin halklarının mücadelesini büyütmek, bölgemizde ve dünyada özgür, onurlu bir yaşamı kurmanın bir başka adımıdır. Araplar, Ezidiler, Kürtler bilcümle Ortadoğu halkları olarak kapitalist-emperyalist sisteme karşı ortak bir mücadele yürütmekten başka yolumuz yoktur. Sergilenen direniş birleşik mücadele hattının zorunluluğunun ifadesidir.
Dün ABD önderliğindeki NATO’nun ve işbirlikçi devletlerin Suriye’ye dönük saldırılarına karşı Antakya’da gösterdiğimiz direniş hala hafızalardadır. Gezi Direnişinde ortaya koyduğumuz mücadele hala hafızalardadır. Kobani düştü düşecek diyenlere karşı başlatılan serhildan hala hafızalardadır. Deprem sürecinde her bir dayanışma koordinasyonlarımızın mücadele alanlarına dönüşmesi hala hafızalarımızdadır.
‘Direnişi büyütmeye devam edeceğiz!‘
Bugün yapılması gerekenler açık ve nettir! Evimize bomba yağmasını beklemeden, gelişen sürecin farkında olarak direnişi büyütmek ve örgütlenmektir! Katil ABD, işbirlikçi bölge devletleri, soykırımcı İsrail’in yanında saf tutarken, Ramallah’tan Gazze’ye, Yemen’den İstanbul’a, Beyrut’tan Antakya’ya, Samandağ’a direnişin dostları, bölgemizden katilleri kovmak için mücadeleyi büyütmeye devam edecektir.

